Pencidü, şeşbeş, Başşer!
Radikal · 14 Haziran 2000
Kimse farkında değil ama, ekmeği kâğıt, emeği yazı olan gazeteci nüfusu arasında en zorlu komşu, benim köşe komşum, Hakkı Devrim. Bırakın gürültüyü, en küçük bir harfi kazayla yere düşürsek, anında duvarı tıklatıp uyarır. Bazen kapıyı çalıp doğrudan düzelttiği de olur ve en yakın komşusundan, gözünün uzandığı en uzak köşelere dek, basında 'Hakkı Hocamız'ın 'dilinden' nasibini almamış mahalle sakini yoktur. Bazen ben de duyarım kulağı tırmalayan kimi gürültüleri, "Ay," derim, "Bir uyarı da ben yazıp asayım şu duvara," bir bakarım ki, Hakkı Hoca yine erkenden kalkıp çakmış çivisini ya duvarın, ya davarın alnına. İşte dün de öyle oldu ve Hakkı Hocam lokmayı ağzımdan alıverdi yine.
Oysa lokma, çok lezzetli olup, Hafız Esad'ın vefatı dolayısıyla yerini alacak oğlunun adından aşağı dökülmüştü. Suriye'nin lider adayını kimi gazete Beşir yapmıştı, kimi gazete Beşar, Beşşar. Hatta Başer ya da Başar diye Türkçeleştirenler bile vardı. Neyse ki 'Şaşar,' demeyi henüz kimse akıl etmedi. Hiç olmazsa benim de verecek bir haberim olsun: Çok değil birkaç ay içinde Suriye öyle bir karışacak ki, Hafız Esad'ın oğluna asıl bu ad yakışacak.
İyi yüzlü, belki de iyi huylu, gencecik Suriye başkan adayının ismi konusundaki kargaşa, aslında geleceğin habercisi. Umarım yanılıyorumdur ama, eğer oğul babası kadar acımasız bir diktatör olmaz ve Suriye'yi benzeri bir demir yumrukla eze dürte yönetmek yerine bir yudum demokrasi, bir gıdım özgürlük vermeye kalkarsa halkına, cehenneme döner önce Suriye, ardından tüm Ortadoğu. Neden derseniz...
Bilgiçlik taslamayacağım, tarih coğrafya demeyeceğim, siz sevgili okurlarımı yalnız ve yalnız, Hafız Esad'ın ölümünü izleyen birkaç gündür seyrettiğimiz Suriye'deki insan manzaraları üstüne düşünmeye davet ediyorum. Baba Esad öldü diye saçlarını yolan kadınlar, kendilerini yerden yere atanlar, ağızları köpürerek titreme krizleri geçirenler, karınlarına
çengelli iğne gibi şişler takıp dolaşanlar, sizde özgür
irade ve bireysel degerlendirmeler sonucu demokratik kararlar alarak bu kararlara toplumcu bir
uzlaşmacılık çerçevesinde uyabilecek olgunlukta
bir halk imgesi yaratıyor mu?
Şimdi söyleyeceklerimin kimi demokrasi havarilerini nasırına basılmış gibi bağırtacağını biliyorum. Ama yine de söyleyeceğim, çünkü böyle düşünen yalnız ben değilim, giderek daha çok sayıda siyasal bilimci, demokrasinin üçüncü dünya ülkelerine yarardan çok zararı dokunan ve bu ülkeleri 'destabilize'
eden bir yönetim sistemi olduğunu ileri sürüyor. Demokrasi teba kültüründen kurtulamamış, yurttaşlık bilincine erişmemiş toplumların hazım güçlüğü çektiği bir özgürlük pastası. Kan bağı yoluyla başlarına geçen aşiret reisi, kabile şefi ya da sultanlara alışık toplumlarda demokrasi, salt halkın arasından ve pek de seçenek olmayan yeni bir seçimle hanedan türetmeye yarıyor. En iyi koşullarda bu yeni hanedanlar eskisi gibi tebaa yöneten tartışmasız tiranlar, hükümdarlar oluyorlar. En kötü koşullarda, Afrika'daki demokrasi denemelerinde olduğu gibi ülkenin tüm kaynaklarını talan eden kral müsveddeleri yaratıyor.
Şöyle bir bakacak olursanız, Ortadoğu'da demokrasiyi kör topal da olsa götürebilen, tercihini Batı'dan yana koymuş bir Türkiye var, bir de bölgeye sonradan eklenen ve nüfusu büyük oranda rasyonel Batı kültürü ve demokrasilerinden gelen İsrail. Geri kalan tüm Ortadoğu ülkelerinde, demokrasi havada
bulut. Bu saptamaya, dış güçlerin ancak bir yüzyıl önce çizdirdiği suni sınırları da eklersek, kâhin olmaya gerek yok. Bu bölgede daha çok kan akar, bir sonraki kıyam büyük olasılıkla babadan oğula geçen yeni bir hanedanlığın seçim yoluyla kurulmaya çalışıldığı Suriye'den başlar ve beşer Başşer ya baş yer,
ya da onun başını yerler.