Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Meğer

Radikal · 19 Haziran 2000

Meğer ne kadar çokmuşsunuz. Doluymuşsunuz. Suskun isyanlar içindeymişsiniz hepiniz. Meğer yalnız değilmişim, dostlarım düşmanlarımdan bin kat fazlaymış, arkamdaymışsınız. Gazetemiz Radikal'in Ankara, İstanbul bürolarına telefonlarınız, fakslarınız yağıyormuş. Paris'teki internet adresim, destek mesajlarınızla dolup taşıyormuş, geldim, gördüm, okudum. Hepiniz, hepiniz: "Bizim düşündüklerimizi yazıyorsun!" diyorsunuz.

Demek ki sevgili okurlar, siz de benim gibi 'suç' işliyorsunuz. Türkiye'de bizim düşüncelerimiz suç. Bırakın düşünceleri eyleme dökmeyi, dile getirmek bile suç. Siz ve ben, suçluyuz.

İlkeli olmak suç. Dürüst olmak suç. Doğruyu söylemek suç. Hırsızlara hırsız demek suç. Caniye cani demek suç. Yağcılık yapmamak suç. Mafya ile işbirliği yapmamak suç. Devleti soymak suç değil, 'filanca devleti soydu,' demek suç. Cinayet işlemek suç değil, canilere cani demek suç.

Mehmet Ali Ağca katil değil, milliyetçi ve vatansever bir kahraman. Hatta, kendisini evinde saklayıp İran'a kaçıran milliyetçi vatansever 'İŞ' adamı Timur Selçuk'un deyişiyle, "topluma yeniden kazandırılması gereken" bir değer!

Bir ülkede, eğer Mehmet Ağar ve onunla birlikte bir Susurluk rezaleti, sözüm ona temiz devletçilik yapmaya soyunan sosyal demokratların, DSP'lilerin oylarıyla aklanıyorsa ve Mehmet Ağar'ı Yüce Divan'a göndermek yönünde oy kullanmak, Susurlukçuları 'kahraman' ilan eden MHP'lilere kalıyorsa; bu ülkede mantık iflas etti demektir.

Bir ülkede katiller yargılanamıyor, yolsuzlar cezalandırılamıyor, düşünenler ve yazanlar mahkeme mahkeme süründürülüyorsa, tüm sistem anormal ve yönetenler sakat demektir.

Kral hem çıplak, hem delirdi. Türkiye'nin damına çıkmış göbek atıyor. Ancak bu krala ya da bu krallara, kahramanlara, bakanlara, vekillere 'çıplaksın' ya da 'delisin' diye seslenmek yasak.

Böyle devlet olmaz. Bu oluşuma devlet denmez.

Ne var ki bizler, haksız yasalara ve haksız uygulamalara karşı bile mücadelemizi, evrensel yasaların ve yasallığın çerçevesi içinde yürüteceğiz. Ne yaparsak yapalım, suçlu ilan edileceğiz. Ancak 'mantık' ve 'insanlık' suçu işlemeyeceğiz.

Günü gelince seslerimizi birleştireceğiz. İnce ses, cam kırar. Güçlüsüne duvarlar bile dayanmaz.

İtalya'da Mafya'ya karşı adli mücadele pool'unun kurucularından yargıç Ferdinando İmposimato'nun anılarından öğrendim: Sicilya'da konuşulan yerel dilde, fiiller yalnız geçmiş ve şimdiki zaman kipleriyle kullanılırmış. Gelecek kipi yokmuş. Koruma polisi, yargıç İmposimato'ya şöyle demiş bir gün:

"Sicilya'da gelecek fiili çekilmez. Çünkü yalnız mafyanın gelecek güvencesi vardır."

Türkçede, gelecek kipi var. Ancak bugün, bu ülkede yaşayan kaç kişi ve kimler, devletin: 'Yapacağız, edeceğiz!' sözlerinin gelecekte bir anlam ifade ettiğine, geçerlilik taşıdığına inanıyor acaba?

Kaç kişi, 'Türkiye'nin geleceği parlak olacak,' ya da 'Çocuklarım güzel yarınlar görecek', diyebiliyor, diyene güveniyor? Yarınlarımızı doğmadan öldürdüler, umutlarımızı söndürdüler. Uygulamada, fiiliyatta, gelecek kipimiz bizim de yok artık. Sicilyalılaştık.

Ama yendiler sanıyorlarsa, çok aldanıyorlar. Son sözümüzü söylemedik. Bu ülkeyi çete sicillilere, çocuklarımızın geleceğini karartanlara kolay teslim etmeyeceğiz. Belki yenilir, belki yeneriz. Ama dövüşeceğiz. Hem de hiç ummadıkları bir silahla: Sesimizle.