Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Karapara, kuru kara

Radikal · 24 Haziran 2000

Napolyon'un mesleği, tarihsel biyografi merakı olmayanlar tarafından 'askerlik' diye bilinir genelinde. Oysa Napolyon, askeri bir deha olmanın yanı sıra ünlü bir geometri bilimcisi ve asıl ve en önemlisi, 'devletçi'dir. Bugün Fransa Cumhuriyeti'nin dayandığı tüm bürokratik ve hukuksal temeller, merkezi devlet yapılanması da dahil, kendisini sonradan imparator ilan etmesine karşın, aslı koyu bir cumhuriyetçi olan Napolyon tarafından atılmıştır. General Bonapart, kendisini cumhuriyet kavramına adamış, ancak Avrupa'daki ilk cumhuriyet denemesinin yarattığı karışıklığı 'dikta' yöntemiyle önlemek zorunda kalmış ve fakat, kurduğu devleti ilerde cumhuriyete yarayacak yasalarla donatmıştır. Hatta

yalnız Fransa'yı değil, İtalya'yı da.

Napolyon'un, 'Para, para, para!' sözünü, reklamlardan falan biliyorsunuz. Doğrusu ben, okuduğum kitaplarda böyle bir vurgulamaya rastlamadım. Belki söylemiş, belki yakıştırılmıştır. Ama gerçekten söylediğine emin olduğum iki sözü var ki, sanırım günümüz için de geçerli. Napolyon, "Ticaret insanları birleştirir. Ticari çıkarlar çevresinde birleşen insanlar örgütlenir. Dolayısıyla ticaret, hükümet otoritesini zayıflatır," demiş. Şöyle bir düşünecek olursanız, Türk devletinin yıllardır katlana katlana derinleşen yoksulluğu ve kimi ticaret erbabının katlana katlana artan varsıllığı ve devletin bu gidişata karşı zaafı, Napolyon'un tümcesinde özetlidir.

Avrupa tarihinin bu cüce devi, bir söz daha etmiş ki, yalnız Türkiye'yi değil, tüm dünyanın günümüzdeki açmazını vurguluyor:

"Paraya karşı yasa yapmak mümkün değildir!"

Evet, paraya KARŞI yasa yapılamıyor. Ama para, kendisini koruyacak yasalar yaptırıyor devletlere. Paraya karşı yasa yapmaya kalkışan rejimler, yaşamıyor zaten. Ayakta kalabilmek için, mutlaka bir konsansüs gerekiyor, para, yani sermaye ile devlet arasında.

Günümüz dünya para piyasasında, şaşırtıcı bir gelişme var. Bir yüzyıldır, kimsenin dur diyemediği, hiçbir devletin önleyemediği, zaten durdurmak ya da önlemenin kimsenin işine gelmediği kaçak paraya, kara sermayeye karşı birdenbire, uluslararası çapta bir mücadele başlatıldı. Birdenbire oldu bu iş. Vallahi ben bile şaşırdım. Durup dururken, dünyanın en büyük 7 devleti bir araya geldi ve uyuşturucu, silah gibi her türlü kaçakçılıktan ya da düpedüz vergiden kaçırılan 'karapara'yı ve bu karaparayı bankalarında gizleyen vergi cennetlerini kovalamaya başladılar. İsviçre, bu cennetlerden biriydi, hizaya getirildi. Eskiden gizlediği hesapları isteyen tüm devletlere ve yargı organlarına pat diye açıyor. Liechtenstein, hizaya gelmek istemedi, maliye bakanına işten el çektirdiler, başbakanın kardeşini tutukladılar, tüm kirli çamaşırları ortaya serdiler, teslim oldu. Şimdi sırada Monako var. Monako bankalarının gizli hesapları çatır çatır açıldı ve bugün 340 bin hesap sahibinin listesi, en azından Fransız mali müfettişleri ve 26 ülkenin kurduğu 'Uluslararası Finans Eylemleri Grubu' GAFİ'nin eline geçti. Bu operasyonların yanı sıra, hemen tüm 'gelişmiş' dünya ülkeleri bankacılıkta, Fransa'daki adı FİCABO olan bir bilgisayar işlem programıyla çalışmaya başladı. Bu program, bir düğmeye basılınca tüm bankalarda aynı ada ya da adlara açılmış hesapların tamamını, saniyesinde döküveriyor ekrana. Programın verdiği bilgiler de anında mali müfettişlere ve yargıya aktarılıyor.

Peki ne oldu, ne oldu da birdenbire, Türkiye dahil tüm dünya, temelinde kaynağını kurutmak pek de

işine gelmeyen 'karapara'nın peşine düştü? Napolyon'un sözüne aykırı bir yaptırım değil mi bu? Hani paraya karşı yasa yapılamazdı?

Endişe etmeyiniz, Napolyon'un sözü doğruluğunu sürdürüyor ve halen 'karapara'ya karşı yasaları devletler değil, paranın ta kendisi, küreselleşen büyük sermaye yaptırıyor. Çünkü dünya para piyasası, üretim ve borsa içinde yer alan büyük sermaye,

uzun süredir sağlam bir 'küreselleşmenin' karaparanın haksız rekabetiyle gerçekleştirilemeyeceğinin, kaynağı belli olmayan ve istikrarsız sermayenin borsaları da dengesizleştirdiğinin farkındaydı. Ve devletlere, kayıt dışı marjinal parayla mücadele yolunda 'bastırdılar'. İşte kaynağı belli olmayan ya

da düpedüz karaparayla savaş, yine sermaye tarafından başlatıldı.

Türkiye de IMF'nin 'tavsiyesiyle', birdenbire 'karaparayı' kovalar, kaçakçıları tutuklar, vergi iadesi zenginlerini koğuşturur oldu.

Mesele bundan ibarettir ve bugüne değin kayıt dışı ekonomiyle döndürülen Türkiye çarkı bir süre ırgalanacaktır. Ancak, emir 'büyük' yerden ve uluslararası bir 'anlaşma'nın sonucu. Karşı çıkmak mümkün değil. Bedelini, ekonomileri karaparaya endekslenmiş ülkeler, elbette daha ağır ödeyecekler.