Bir dayak
Radikal · 28 Haziran 2000
"Bu yazıyı, 'alenen tahkir ve tezyif etmek' iddiasıyla
Ağır Ceza mahkemelerinde yargılandığım, 'devletin emniyet muhafaza kuvvetlerine' ithaf ediyorum." MGK oğlumdan bir yaş küçük okurum, internet aracılığıyla attığı boğuk çığlıkta, adını, soyadını, adresini, telefonunu, hepsini vermiş. Ama bu devletin kimi kollayıp kimin kolunu kırdığını ya da kırmaya çalıştığını iyi bilen ben, vermeyeceğim. Yalnızca suçluların ezelden belli kimlik ve ebede kadar olmasa bile henüz değişmeyen adresini vereceğim. Çünkü artık Türkiye'de, ne ben, ne de başkası 'masumların' haklı çıkacağına, korunacağına inanmıyor. Bu inancı yitirmemiz için her şey yapıldı, yapılıyor.
Masumun adı, "O". Siz ve ben de olabilirdik, ama 26 Haziran günü, masum ve kurban, "O"ydu. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 4. sınıfında okuyordu. Geçen pazartesi, kendisi gibi stajyer doktor arkadaşıyla birlikte 'Halk Sağlığı' sınavından çıkmışlar ve Elazığ Gazi Caddesi ile Hürriyet (!) Caddesi'nin kesiştiği Mehmet Ali Çakır Karakolu'nun önünde yürüyorlar, bir yandan da ellerindeki sınav notlarını inceliyorlardı, dalgındılar. Arkadaşı, kazayla bir polis memuruna çarptı yürürken. Tam özür dilerken, arkadan iki polis memuru yakalarına yapıştı. Arkadaşına kimliğini sordular ama, nasıl sorduklarını siz ve ben biliriz, değil mi? Genç doktor adayı, öğrenci kimliğini çıkardı. Alan polis, kimliği yere atıp, T.C. nüfus kâğıdını istedi ama, nasıl istediklerini siz ve ben biliriz, değil mi? Çocuk, üzerinde olmadığını söyleyince karakola 'davet' edildi. Ama siz ve ben nasıl 'davet' ettiklerini biliriz, değil mi? O, arkadaşını yalnız bırakmak istemedi, birlikte gittiler. Arkadaşı, nezarete atılması için işlem başlatılınca, kimliğini getirtmek için ailesine telefon etmek istedi. İzin verilmedi. "O" henüz serbestti, arkadaşının ailesine telefon edebilirdi, dışarı çıktı. Ancak evde kimse yoktu. Evde kimseyi bulamadığını söylemek için tekrar karakola girerken, bir polis memuru durdurdu. "O," derdini anlatmaya çalışırken itile kakıla, yakasından tutulup dışarı sürüklendi. "Lütfen bir dakika dinleyin!" diye bağırınca polis durdu. "O," "Bu yaptığınız polisliğe yakışıyor mu?" dedi. Karşılığında bir tokat indi suratına. Bir tokat. Ve tokatla birlikte: "Sana mı soracaktım lan, senden mi öğrenecem lan polisliği!" sözleri.
Stajyer doktor "O", dövülmeye alışkın değildi. Tokatçı polise adını sordu. Söylemeyince, olayı seyreden bir başka polise: "Sizin adınız ne?" diye sordu. Adını veren polise, "Bu kişi bana tokat attı, şikâyetçi olacağım, şahidim olur musunuz?" demek gafletinde bulundu. Bu kez iki polis bir olarak, tekme yumruk dövmeye başladılar onu. Başka polisler yetişip, "Durun, yapmayın!" diye bağırınca durdu dayak. Karakoldan atıldı.
Babasını aradı. Bu sırada, nezarete alınmaya kalkışılan arkadaşı, hiçbir işlem yapılmadan, başlanılan işlemler iptal edilerek serbest bırakılmıştı. Karakolun önünde babayı beklediler. Baba, komşusu ile geldi (karakola yalnız gelmemekte yarar vardır, bilirsiniz). Dördü birlikte Mehmet Ali Çakır Karakolu'nun amiri olan kişinin huzuruna çıktılar. Baba, komşusu ve amir, hiçbir şey olmamış gibi hal hatır sordular birbirlerine. Derken amir, ondan 'olayı' anlatmasını istedi. Bitince: "Yalan söylüyorsun, polise sen hakaret etmişsin, zaten arkadaşın da oradaymış, senin hakaret ettiğine şahit!" dedi. Arkadaşı, olaya şahit olmadığını çünkü kendisinin o sırada kapalı bir odada ifade verdiğini söyleyince, buz gibi bir hava esti. O öylesine şaşırmıştı ki, amirin, başına gelenleri başka bir olayla karıştırdığını, kendisini başka bir 'suçlu' sandığını, düşünüyordu.
Sonunda karakoldan çıkıldı. O hâlâ şikâyetçi olmak istiyor. Kafasında hâlâ, bizim artık yitirdiğimiz bir adalet şeması var. Hepimizin kanıksadığı bir 'haksızlık' duygusunu içine sindiremeyecek, yaralı bir onuru, yaralı bir yüreği taşıyamayacak kadar genç henüz. Babası ise, daha temkinli, bizler gibi ders görmüş Türkiye'de: "Sakın ha, şikâyet falan etme, suçlu çıkarsın!" diyor. Bence sağduyulu bir görüş. Oğul, alt tarafı bir dayak yemiş. Bir dayaktan ne çıkar? Hortum yemediğine, öldürülmediğine şükretsin.