Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Hipokondria'dan Megalomania'ya

Radikal · 30 Haziran 2000

Bana bir haller oldu, dostlar! Biliyorsunuz, daha önce yazmıştım, naçiz yazarınız hastalık hastası, yani 'hipokondriak'tır.

Bunu böylece kabullendiniz ve hatta çok eğlendiniz. Zaten doktorların da neşesiyim. Onca gerçek hastanın arasında benim vehimlerimle uğraşmak, bir çeşit teneffüs gibi geliyor tıp adamlarına. Ama örneğin, çok sevdiğim bir kadın doktor, "Senin hipokondrianda anlamadığım bir şey var," diyor. "Sivrisinek ısırığını deri kanseri sanacak kadar hastasın, hem de kanserin baş nedeni sigarayı fosur fosur içmeye devam ediyorsun!" Doktor hanıma, bizim hem ağlayıp hem gittiğimizi anlatmaya çalışınca, gıcır gıcır yeni bir teşhis koyuverdi vakama: Meğer ben, megaloman bir hipokondriakmışım!

Yeni teşhisten aldığım güçle, hastalık hastalığım tarihçesinde yeni bir sayfa açtım. Anlatmadan edemeyeceğim:

Üstünüze afiyet her şey, bir kulak çınlamasıyla başladı. Kulaklar, genelinde başkaları tarafından çınlatılır, bilirsiniz. Ama benim kulaklarım, üstelik ikisi birden gece gündüz ve aralıksız çınlıyordu. "Mutlaka bir ..k var," deyip düştüm tebabet yollarına. Kulakçı kulağıma baktı, tansiyonumu ölçtü, "Bişin yok, bırak çınlasın!" deyip savdı başından. Oysa ben mutlaka bir şey bulmaya kararlıydım. Çok benzediğim annemin ve ablamın hastalıklarını gözden geçirdim ve kulak çınlamasının boyun kireçlenmesinden olduğuna karar vererek, bir nörologda aldım soluğu. Bu arada, para canlısı doktorlara güvenmediğim için hep devlet hastanelerine gittiğimi belirtirim! Nöroloji uzmanı da bir hanım çıktı, pek anlaştık ve beni iyice incelemeye razı ettim kendisini. Upuzun bir kan tahlili istedi önce, her şey normaldi ne yazık ki! Reflekslerimi ölçtü, ayaklarımı gıdıkladı, mıncıklamadığı yerim kalmadı, arıza bulamadı. Sonunda delilik merkezinin beyin olduğunu anımsayarak, beyin bişisi istedi. Fransızlar IRM diyorlar, girdik tıbbın en modern IRM davuluna. Davul diyorum, çünkü kafamı uzun bir davula soktular, tam tam çalarak resmini çektiler, elime verdiler. Kafamı zaten beğenirim, resmini de pek beğendim, ama sağlam olup olmadığını anlamadım tabii. Ne yazık ki, IRM'i çeken doktor, benim nöroloğa bir de mektup yazıp, içine koymuştu klişelerin. Ve mektupta... beynimde 'patalojik olmayan üç beyaz nokta' görüldüğünü yazmak gafletinde bulunmuştu. Hastanelere taşınıyoruz ya, işler daha ağır ilerliyor tabii. Nörologla randevum, iki hafta sonraydı. Ama ben teşhisi koydum: Erken bunama başlamıştı, hissediyordum. Sen misin Ecevit'in Parkinson'uyla dalga geçen, al sana Alzheimer! Eve nasıl döndüğümü bilmiyorum. Durumumu Gökçe ve Daniel'den gizledim, çünkü tam bunamadan intihar etmeye karar vermiştim, engel olabilirlerdi. Belleğim zaten zayıftır, unutkanlıklarım birdenbire rekor düzeye ulaştı. Alzheimer beynimi tümüyle kemirmeden ve henüz aklım biraz başımdayken, Gökçe'ye son öğütlerimi kaleme aldım. Gökçe, eğer beni seviyorsa, hayattayken hiç dinlemediği sözümü dinleyecek, yalnızca abur cubur yemeyi bırakıp, dengeli beslenecek ve spor yapacaktı. Hayat sigortamdan aldığı parayı kesinlikle milyonuncu yeni bir bilgisayara harcamayacak, bankaya yatıracak ve eğitimi için idareli kullanacaktı. Daniel'e ise acıklı bir veda mektubu bırakıp,

Gökçe'ye göz kulak olmasını, bir de benden

sonraki karısını muhafaza etmek istiyorsa, her gün üç kez çamaşır değiştirip kadını canından bezdirmemesini, eğer illa ki üç kez çamaşır değiştirip beş değişik havlu kullanacaksa, çamaşırlarını kendisinin yıkamasının yeni evliliğinin selameti açısından daha iyi olacağını bildirdim.

Günler geçiyor ve nörologla randevumu beklerken, yarım aklım ve giderek ilerleyen bunaklığımla, mucize mi desem yoksa can havliyle mi bilmem, yazılarımı aksatmıyor, haberlerimi yarısını atlayıp bir bölümünü unutarak vermeyi sürdürüyordum. Derken nöroloğun huzuruna çıktım. Bet beniz Çinli. Kadıncağız IRM'leri uzun uzun inceleyince, durumumun umutsuzluğu daha bir kesinlik kazandı. Sonunda dönüp: "Yok bir şeyin. Benim kafamı çekseler bu noktalardan kimbilir kaç tane çıkar!" demesin mi?

Birdenbire, unutkanlığım geçiverdi, sevgili okurlar. Bir bellek, bir bellek, meme emdiğim günleri bile anımsıyorum. Ve bu yazıyı, her gün satırlarımın üstüne titreyen, hastayım dediğim zaman kahrolan Radikal arkadaşlarım, Cevdet ve Erkan'ı rahatlatmak için yazmam gerekiyordu. Bağışlayın. Ne de olsa, megalomanım.