Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

ABD ile sohbet (2)

Radikal · 2 Temmuz 2000

ABD'nin Avrupa'daki en büyük temsilciliğini, 900 diplomat ve memuru barındıran Fransa'daki Amerikan Sefareti'nin, ilginç bir öyküsü var. Paris'in en lüks ve tarihi oteli, Concorde Meydanı'ndaki Crillon'a komşu sefaretin yayıldığı inanılmaz değerdeki arsa Osmanlı İmparatorluğu'na aitmiş aslında. Açıkgöz Fransa, Kurtuluş Savaşı ve T.C.'nin kuruluş aşamasında yaşanan kargaşadan yararlanarak bu arsayı laga lugaya getirip yeni Türk devletinden gizlemiş ve T.C.'ye büyükelçilik olarak halen kullanılan Lamballe Köşkü'nü tahsis etmiş. İç ettiği bizim mülkü de ABD'ye tabii. Lamballe Köşkü, gerçekten Fransa'nın en güzel sefaretlerinden biri. Ama Crillon Oteli'nin yanında ABD'ye verilen arsa ve saray değerinde değil. Yıllar böyle akıp giderken, Fransa'da yaşayan Türkiye doğumlu ve ASALA zamanında bile Türk dostu kalan Ermeni Tosunyan, elmas madenciliğinden gelen bir uzmanlıkla, arsanın aslında Türkiye'nin mülkü olduğunu ortaya çıkarmış. Pazarlık masasına oturan Fransa, Türkiye'ye 'tazminat' ödemek, hem de çil çil altın franklarla ödemek zorunda kalmış. Paris'teki Türkiye Büyükelçiliği'nin bahçesine, bahçenin ortasındaki zarif Lamballe Köşkü'ne inat korkunç zevksizlikle inşa edilen beton ve cam karışımı fecaat, yeni maslahatgüzarlık binası işte bu tazminatla yapılmış.

Osmanlı'nın, Concorde Meydanı'nda ve paha biçilmez değerdeki arsasının üstüne bilerek ya da bilmeyerek oturan ABD, bugün Türkiye'nin AB'ye girebilmek için en güvendiği müttefiki. ABD ve Türkiye, ezelden beri her konuda müttefik. Ancak birbirlerine verdikleri önem, farklı. Türkiye en çok önemi, elbette ABD'ye veriyor. Ya ABD? En çok önemi kime veriyor?

ABD'nin Fransa Büyükelçisi Felix Rohatyn, çok açık konuşuyor:

"Avrupa, bizim için geri kalan tüm dünyadan daha önemlidir!"

Dikkatinizi çekerim: Türkiye'ye atanan yeni ABD Büyükelçisi Robert Pearson, Fransa'daki ABD Büyükelçiliği'nin üç numaralı adamıydı. Birinci adam değil, ikinci adam değil, üçüncü adam yalnızca! Hariciye kültürü olanlar iyi bilir: İlk kez büyükelçi atanan ikinci basamaktaki diplomatlar, ikincil önemdeki ülkelere gönderilir! Üçten bire atlayanlar ise, Üçüncü Dünya ülkelerine...

Bu sözleri, yeni ABD Büyükelçisi Robert Pearson'un kişilik önemini küçümsemek için söylemiyorum. Ama böyle bir hiyerarşik analizi, Türkiye'nin ABD nezdinde taşıdığı değeri anlamak açısından gerekli buluyorum. Ve bu değerin niteliği, yeni Büyükelçi Pearson'un özelliklerinden anlaşılıyor: Robert Pearson, ASKER kökenli bir diplomat. Amerikan donanmasında görev yapmış. 70'li yıllarda Yeni Zelanda ve Çin Halk Cumhuriyeti'nde NATO daimi temsilcisi olarak bulunmuş. Bilmem arife tarif gerekir mi?

Asker Türkiye ABD için çok önemli!

Peki, Avrupa bir yana, dünya bir yana diye düşünen ABD, niye bu kadar destek veriyor Türkiye'nin AB'ye girişine? Felix Rohatyn'e: "Sakın ABD, Türkiye'yi bir Truva atı olarak sokmak istemesin AB'ye?" diye soruverdim. Meslektaşlarım arka çıktı, daha açarak ve ısrarla yenilediler soruyu. Öyle ya, Türkiye AB'ye girerse, parlamentosunda nüfusuna orantılı 65 milletvekili olacak. ABD'nin sesi İngiltere'yle birlikte AB parlamentosunda en çok milletvekiline sahip bir Amerikan korosu oluşturulabilecek... Rohatyn, gülerek: "Truva Atı nedir, bilmiyorum!" diye yanıtladı.

Ya en çok değeri Avrupa'ya veren ABD, niçin Avrupa üssü olarak Fransa'yı seçmişti? Niçin en büyük temsilciliği Paris'teydi? Bu soruyu sormadık ama, yanıtını aldık sayılır. Çünkü Felix Rohatyn, küreselleşme konusunda Avrupa'da karşılaşılan en büyük sorunların Fransa ile yaşandığını anlatıp durdu. Fransa, küresel liberal ekonominin en kötü öğrencisiydi. Devletçiliği bir türlü tam olarak bir yana bırakmak istemiyor, ayak diriyordu. Ama iyi işaretler vardı, yola geleceği umuluyordu.

ABD, tüm uluslararası platformlarda kendisine en fazla kafa tutan, en asi müttefiki Fransa'yı en geniş gözlem altında tutuyor, AB'ye kötü örnek olmasın diye özen gösteriyor, önem veriyordu anlaşılan.

Bükülmeyen bileğin öpüldüğünü bilirdik.

Peki bükülen bileğe ne yapardı acaba Amerika? Devamı yarına.