Standart merakı
Radikal · 8 Temmuz 2000
Türkiye'de zarif kadın olmanın bazı belirtileri vardır. Örneğin zarif kadınların büyük bir bölümü, bazı 'kaba' sözleri ve yiyecekleri ağızlarına alamazlar. Benim ömrümde tanıdığım en zarif kadın ise, vallahi ve billahi ablam diye söylemiyorum, ama ablamdır. Bizim aile, saraylı maraylı değildir. Dolayısıyla ablam da soylu değildir. Ama Suna hamfendi, meşhuuuur Sadrazam Kamil Paşa'nın torunu Zekiye Hanım'ın oğlu olmakla kalmayıp, Orta Asya'dan sağ dönen Enver Paşa süvarilerinden, Osmanlı kaymakamı ve ilk Meclis'in milletvekillerinden Emrullah Barkan'ın da yegane evladı Tanaydın Barkan ile evlendiğinden beri, müthiş bir aristokrat kesilmiştir başımıza. Öyle bir zarafet, nezaket ve letafet kumkumasıdır ki, sanki Zekiye Hanım ile Emrullah Bey'in kerimesi aslında Suna hamfendi olup, asıl oğul Tanaydın, aileye sonradan girmiş damat gibidir. Rahmetli babamın 'Damadı Şehriyari' diye çağırdığı ve tavlada sürekli yendiği için pek sevdiği enişteme zaman zaman çok acıdığım olur. Çünkü Suna hamfendi, ağzına sarımsak ve soğan koymaz. Acılı yiyemez. Dolayısıyla tüm kebap çeşitleri, çiğköfte ve lahmacun gibi lezzetler, karakterine aykırıdır. Kokoreç, işkembe, kelle ve paça babında ise, bırakın ağzına sürmeyi, dükkanların bulunduğu sokaktan bile geçmez ve tabii eniştemi de geçirtmez.
Oysa biçare Tanaydın Bey, bu yemeklere bayılır. Bazen hakikaten bayıldığı olur, çünkü geçen yıl kaçamak yapmaya kalktığı işkembeci dükkânında, çifte kelle, çifte paça, duble işkembe çorbasını yarım saatte silip süpürmesinin sonucu, fenalık geçirdiğini hatırlıyorum. Sadrazam Kamil Paşa ailesinde herkesin birbirini Nonok, Dodok, Bebek, Mimi, Pufpuf gibi garip isimlerle çağırıp, fiilleri 'yaporum, edorum, gidorum, gelorum' diye vapur Fransızcasıyla telaffuz etmesinden etkilenen ablam Suna hamfendinin, aslında zevci Tanaydın Beyi, kuşkusuz Tani ya da Tanok diye çağırması gerekirdi. Ancak babamın korkusundan yalnızca Tan demekle yetindi ve ana korkusundan fiilleri deforme etmeyi denemedi. Böylece Tanaydın Bey, benim küçükken enişte diyemeyip 'ebücüm' diye hitabımla, elimizden yalnızca 'Tan Ebücü' olarak kurtuldu.
Küçükken; şeftali kabuğunu çatal bıçakla soymak terbiyesinin yanı sıra tükürük köftesinden tutun bumbara kadar hiçbir soyluluk ayrımı yapmadan tüm yemeklere bayılan, boğazına düşkün mü düşkün, keyif erbabı Tanaydın Barkan'ın, nasıl olup da ablamın yasaklarına tahammül edebildiğini düşünürdüm. Sonra anladım. Allah'tan bizim ailede, bir tek ablam soyluydu. Annemiz, babamız ve bendeniz, tıpkı Tanaydın Bey gibiydik. Sarımsak soğan, kelle-paça, işkembe ve kokoreçe bayılırdık. Ömrümde annemin yaptığı paçadan daha lezzetlisini yiyemedim. Dolayısıyla Tanaydın Bey, gelin evine konuk geldiklerinde ve babamın koruması altında istediğini yer, ertesi ziyarete kadar idare ederdi.
Canım ablamı, bir türlü 'halka dönük' eğitemedik. Duydum ki, düzmece AB standartı dolayısıyla kokoreçin tehlikede olduğu yalanını aristokratik bir memnuniyetle karşılamış. Ancak kendisine kötü bir haberim var: 'Kokoreçe Özgürlük' yazımın yayımlanmasından sonra aldığım tepkiler, Türk milletinin özgün değeri kokoreçi, yağının son damlasına kadar savunmaya hazır olduğunu gösteriyor! Bu tepkilerden biri, AB destekli olup Milliyet'in Brüksel muhabiri Güven Özalp'tan geldi. Dostum Güven, aynıyla şöyle yazmış:
"Memlekette ansızın patlayan AB uzmanları enflasyonuyla birlikte, bir AB standardı muhabbeti aldı başını gidiyor. Millete, kokoreç standardı diye bir şey olmadığını anlatmaktan dilimde tüy bitti, imdadıma sen yetiştin. Fakat her gün yeni bir AB standardı üretmekte devam ediliyor. En çarpıcı örneklerden sonuncusu, 'Minibüslere AB standardı'. Bizdeki gibi minibüs kullanımı olmayan AB'nin minibüs standardı olamayacağını acaba anlatabilecek miyiz Türkiye'ye?"
Anladığımız kadarıyla sevgili okurlar, memleketteki bazı işgüzarlar, taklit Lacoste ve Louis Vitton'lardan sonra, sahte AB stardardı imalatına geçtiler. Eskiden çocukları 'öcü geliyor' diye korkutup istediklerini yaptıran büyüklerimiz, bugün de AB standardı diye diye, girmeden çilesini çektiğimiz AB konusunda, milleti zıvanadan çıkartacaklar.