Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Efendiler ve uşaklar

Radikal · 21 Temmuz 2000

Çürüme ve yozlaşmanın son aşaması, belki de en basit kavramların anlamlarını yitirmesidir, sevgili okurlar. En basit kavramları, içeriklerini unutarak, otomatiğe bağlanmış gibi kullanmaya başladığımızda, toplumun somut değerlerini ifade eden soyut tarifi yapılamaz oluyor artık. Örneğin, bir an durup düşünün: Günde en az bir kez ağzımızdan çıkan 'saygı' sözcüğü nedir? Neyi tanımlar?

Sözlüğü açıp baktım, "Bir kimsenin önemsenmesinden, üstün görülmesinden kaynaklanan ve o kimseye, değerini belirtecek biçimde davranılmasına yol açan duygu"ymuş meğer 'saygı'. Bu tanım saygı gösterilecek kişinin gösteren kişiden daha önemli, daha değerli olmasını gerektiriyor. Üstünlüğünü kabul ettirecek saygıyı, HAK ETMEK gerekiyor özetle. Ama bu tanım yetersiz. Çünkü saygının iki türü var. Biri zorunlu olmadan gösterilen doğal saygı, diğeri metazori gösterilen sahte saygı.

Geçen hafta Sağlık Bakanı Osman Durmuş, Trabzon Numune Hastanesi Başhekimi Mehmet Usta'yı, "Oturarak karşılayamazsın devletin

bakanını böyle, çık dışarı!" diye makamından kovdu ve adamcağızın kalktığı koltuğa cup diye kendisi oturdu. Çünkü Bakan Durmuş, başhekimin kendisini kapılarda el etek öperek karşılamamasını 'saygısızlık' olarak algılamıştı bir, koltuk görünce dayanamamış ve oturmak istemişti iki.

Peki MHP'li Osman Durmuş, tüm ömründe ve Sağlık Bakanlığı boyunca, kendisine gösterilmesini talep ettiği 'saygı'yı hak etmek için ne yapmıştı? Osman Durmuş, Trabzon Numune Hastanesi Başhekimi Mehmet Usta'dan daha önemli, daha değerli ne becermişti ki, üstünlüğünü belirten bir saygı gösterisi bekliyordu? Bu soruların yanıtını hepimiz biliyoruz: Sağlık Bakanı Osman Durmuş, makam koltuğuna oturmadan önce ve oturduktan sonra, herhangi bir başhekim, doktor, hemşire, hatta iğneciden daha değerli, daha üstün, daha önemli hiçbir şey yapmadı. Ama tersini çok yaptı. Öyleyse Bakan Durmuş, hangi saygının gösterilmesini istiyordu kendisine? Bu soru yanlış işte. Çünkü

Bakan Durmuş, kendisine değil, makamına, işgal ettiği koltuğa saygı gösterilmesini istiyor.

Tıpkı, askeri hiyerarşide olduğu gibi erin çavuşa, çavuşun astsubaya, astsubayın teğmene, teğmenin daha çok yıldızlılara çakması gereken selam, tartışmadan kabullendiği emir ve itaat gibi metazori saygı peşinde.

Tıpkı öğretmeninden nefret eden öğrencinin, öğretmen sınıfa girince içinden lanetler okuyarak ayağa kalkması gibi yalancı bir saygı talep ediyor.

DYP'li Kamer Genç, bakan değil. Milletvekili. O da Tunceli Valisi'ni azarlamış, bakan olmadığı için makamından kovamamış, kendisi çıkıp gitmiş. Niye kızmış Kamer Genç? Deniz Kuvvetleri'nin Çemişkezek'e armağan ettiği geminin kutlandığı törene, feribotla değil küçük bir tekneyle taşındığı için ve protokolde kendisini yanına oturtmayan valiye vermiş veriştirmiş, "Bu yaptığınız saygısızlıktır!" demiş. Peki Çemişkezek'e Kamer Genç mi armağan etmiş töreni yapılan gemiyi? Yoo. Deniz Kuvvetleri'ne talepte mi bulunmuş Çemişkezek'e gemi verilsin diye? Hayır. Davetli miymiş törene? Yok canım. Öylesine çıkıp gelmiş; Tunceli ve Çemişkezek'te milletin, acaba vekilimiz Kamer gelir mi diye sabah akşam nöbet tutmadığını görünce, saygısızlıktan incinivermiş.

Peki Kamer Genç herhangi bir saygıyı hak ediyor mu? Tunceli Valisi'nin Kamer Genç'i kendisinden değerli, önemli ve üstün görüp saygı göstermesini gerektirecek ne yaptı bugüne değin? Hiç. Ama tersini çok yaptı. Öyleyse hangi temele dayanıyor Genç'in saygı istemi? Vekillik koltuğuna elbette. Vekillik aylığına, vekillik emekliliğine, vekillik harcırahlarına belki.

Ey saygısızlıktan yakınan bakan-vekil beyler!

Sizi o koltuklara biz oturtmadık. O vekillikleri

ne biz, ne de bölge milletiniz verdi size.

Aylıklarınızı, emekliliklerinizi, kıyaklarınızı bize sormadan alıyorsunuz cebimizden. Bizim indimizde değerinizden çok değersizliğiniz, üstünlükten çok düzeysizliğiniz ve önemden çok önemsizliğinizle kaydedildiniz. Dolayısıyla bu millet, ne sizin makamınıza, ne de koltuğunuza saygı göstermekle yükümlüdür. Türkiye, askeri karargâh ya da okul disipliniyle yönetilen bir ülke ise, demokrasi yok demektir. Demokrasi varsa, demokrasilerde saygı HAK EDİLİR.

Sizler, makamınıza saygıyı sizi o bakanlıklara, o vekilliklere atayan parti başkanlarınızdan, odunu aday gösterse seçtiren EFENDİLERİNİZDEN isteyiniz. Uşak olan biz değiliz.