Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

(Kırkpınar duası. Kaynak: Melih Aşık)

Radikal · 5 Ağustos 2000

"Pelvaaan, pelvaaan!

Alta gittim diye yerinme

Üste çıktım diye sevinme..."

(Kırkpınar duası. Kaynak: Melih Aşık)

Aydınlar da dövüşür. Özellikle kendi aralarında ve içkili oldukları zaman. Tüm dünya edebiyatının yan tarihi, birbirinden ünlü sanatçıların vurdulu kırdılı öyküleriyle doludur ve bu lezzetli anılar, onları daha insancıl, çünkü kusurlu kılar. Victor Hugo, Arthur Rimbaud, Alexandre Dumas, Goya, Picasso, Jack London, Ernest Hemingway'in yedikleri ve attıkları dayaklar lezzetli birer anekdot olarak kalacak, verdikleri eserlerin gücü ve kendilerine duyulan hayranlık bu yüzden azalmayacaktır. Dolayısıyla Melih Cevdet Anday ile Çetin Altan'ın boğuşması, iki devin çocuksu bir yaşam dilimi olup, hoş bir anekdot olarak algılanmalıdır. Dün gece Kanal D biraz ayıp etmiş ve aslında gülümsetmesi gereken bu anıyı, ekran fonunda 'morbide' sayılacak görüntülerle vermiş. Çok üzüldüm. Ancak 'aslolan yazıdır' deyip, dün başladığım anlatıyı anekdot tarihine geçmesini arzuladığım biçimde sürdürüyorum:

Hıfzı Topuz'la birlikte salona döndüğümde, yazarlarımızın güreş pozisyonu değişmiş ve bu kez, Çetin Altan Melih Cevdet'in üstüne çıkmış ve gırtlağını sıkıyordu. Allah'tan Hıfzı Topuz, kalıpta iki kalemşorden geri kalmıyordu, benim gibi tüy sıklet değildi, iri kıyım yapısıyla: "Yapmayın beyler, ayıptır, koskoca adamlarsınız," benzeri yatıştırıcı sözlerle, epeyce zor olsa da tarafları birbirinden ayırdı. Şimdi düşünüyorum da, benim de kendimle övünesim geliyor. Çünkü yerimde başka bir kadın, örneğin annem olsa, bir köşeye büzülür, ya hıçkırır ya da feryat ederdi. Naçiz yazarınız ise, canını dişine takmış, itile kakıla, kendisinden kat kat ağır ve güçlü iki erkeği ayırma çalışmalarına iştirak ediyordu. Hıfzı Topuz, Melih Cevdet'i markaja almıştı, ben Çetin Altan'ı zaptetmeye uğraşıyordum. Bir an sakinleşir gibi oldular. Ancak yerde boğuşurken konuşamayan iki yazar, ayaklanınca sözlü sataşmaya kaldıkları yerden başladılar ve yeniden kapıştılar. İşte o zaman, kavganın neden çıktığı da anlaşıldı: Melih Cevdet, Çetin Altan'ı yakını olan bir hanıma kur yapmak ya da benzeri bir eylemle suçluyordu.

Yazarlarımız yeniden el ense çekmeye başlayınca, Hıfzı Topuz, daha celalli olan Melih Cevdet'i zorla zaptederek yatak odasına kapattı. Çetin Altan, sözlü sataşmaya yeniden başlayınca eylem olarak sakinleşmiş sayılırdı. Topuz, Çetin ve bana: "Ben kapıyı tutarken siz çıkın," dedi. Çünkü Melih Cevdet'i kapattığı yatak odasını kilitleyemiyordu, anlaşılan anahtar Melih Cevdet'ten yana kalmıştı ve ünlü şairimiz, Topuz'un tuttuğu kapıyı zorluyor, aralayabildiği zaman Altan'a sözlü tacizini sürdürüyordu. Yatak odasının kapısıyla köşe oluşturan çıkış kapısından, kapalı kapının ardındaki Melih Cevdet'e cevap yetiştiren Çetin Altan'ı dışarı itip çekiştirmek kolay olmadı.

Ertesi gün, Çetin Altan büyük bir üzüntü ve pişmanlık içerisinde ayıldı. Melih Cevdet'ten çok, Hıfzı Topuz'a karşı mahcubiyet içerisindeydi. Öğleye doğru, özür dilemek amacıyla Hıfzı Topuz'a telefon açtı. Telefonu kapattığında büsbütün üzgündü. Çünkü Hıfzı Topuz'un olaydan ötürü göz tansiyonu fırlamış, kan oturmuş gözlerine.

Ertesi yıl ise, tam 12 Eylül 1980 günü vardığımız Aix En Provence yakınlarındaki eski bir manastırda düzenlenen Akdeniz Diyalogları toplantısında, Paris'teki kavga benim başıma patladı. Türkiye'den davetli üç yazarımız, Yaşar Kemal, Mümtaz Soysal ve Çetin Altan, yolda öğrendikleri darbenin şokunu atlattıktan sonra, ertesi akşam yemek üstü bir yürüyüş yapalım dediler. Aix'in güzelim yollarında Türkiye konuşa konuşa giderken bir ara söz Melih Cevdet'ten açıldı. İstanbul'da olayı görmeyenlerden sürü sepet versiyon dinleyen Yaşar Kemal bana dönüp: "Kız şu işin aslını anlatsana!" dedi. Henüz çok genç olan bendeniz, çocuksu bir neşeyle olayı tıpkı size anlattığım gibi anlatmaya başladım. Tam birinci sahnede Melih Cevdet'in Çetin Altan'ı altına aldığı bölüme gelmiştim ki, kıyamet koptu. Çetin Altan o dakikadan başlayarak 48 saat susmadan beni azarladı. Vay nasıl olur da ben, onun Melih Cevdet'in altına düştüğünü söylermişim! Aix'teki toplantı bitti, Çetin'in Osmanlı'dan günümüze kadın hıyaneti konulu konferansı bitmedi. Arada Paris'e gidildi, azar bitmedi. 48 saat boyunca yenildi, içildi, ama uyunmadı ve azar devam etti.

Bendeniz, hain olduğumdan katiyen pişman değildim, hınzır bir inatçılıkla doğruyu söylemiştim ve söyleyecektim. Ancak kafam kazan gibi olmuştu, perişandım ve Çetin Altan'a hıyanetin dozunu iyice arttırmaya karar verdim.

Darbeden bir ay sonra Türkiye'ye dönen Çetin Altan, beni bir Fransızla nişanlı buldu. Ama bu unutulmaz sahne, bir gün benim anılarımda ve yalnız benim anılarımda yer alır ya da almaz. Kendi bileceğim iş.