Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Niyet ve kısmet

Radikal · 12 Ağustos 2000

Hitler, dünyanın içine okumadığı boş zamanlarında resim yapmaya bayılırdı. Örneği kalmış mıdır bilmiyorum, ama duyduğum kadarıyla

daha çok mimari konular işler, binalar resmedermiş. İnsan sevmediğinden olsa gerek, taş modelleri canlılarına yeğlermiş.

Raslantıya bakın ki, Franco da bayılırmış fırça tutmaya. Doğal afet meraklısıymış Franco, denizde fırtına, batan gemiler, karanlık gökler, yıldırım çarpan evler, yıkıklar, viraneler dökülürmüş, dert göresice ellerinden.

Tarih içinde görüldüğü kadarıyla, resimde mimari açıdan yapıcı Hitler, yıkıcı Franco'dan daha başarılı oldu harabe yaratmak babında.

Ressam geçinen, ancak ressam olduklarını söyleyemeyeceğimiz tarihsel liderler arasında kuşkusuz en ilginci, Churchill. Elinin tuttuğu, gözünün gördüğü son ana değin, başında şapkası, ağzında Havana purosu ve ressam önlüğüyle, elinden fırçayı düşürmeyen Churchill, daha çok izlenimci ekole yatkın doğa tabloları resmederdi.

Biliyorsunuz, bizim de resme soyunan eski bir cumhurbaşkanımız var. Kuran kursu açmakta ustalaşan kalemini bıraktığından beri, pek de

yetenekli sayılmayacak fırçasından çok para eden 'nü'ler bile çıkıyor.

Mussolini de resim yapar mıydı, bilmiyorum. Ancak mimari açıdan pek çok eser bıraktığı söylenebilir. Hatta bugün 'Mussolini biçemi' olarak anılan bir mimari tür bile var. Ancak, bence Mussolini hakkındaki en ilginç gerçek, Churchill'in kahramanı olduğu bir öyküde yatıyor. Biliyorsunuz, Hitler, Franco, Mussolini ve Churchill, aynı tarih dönemecinde yarışmış ve İsmet İnönü'nün çağdaşı, iyilik ve kötülükleriyle az rastlanır çapta liderlerdi.

Bunların arasında en uzun yaşayanı 1965 yılında, 91 yaşında ölen Churchill oldu. İkinci Dünya Savaşı'nın galibi, ömrünün sonuna doğru hareket yeteneğini yitirmişti, bilinci yerinde değildi ve günlerini uyuklayarak geçiyordu. Öyle günlerden birinde, meraklı bir gazeteci Churchill'i ziyarete geldi. Ünlü devlet adamı, çoğu kez konuşacak halde olmadığından yanında hep kızı ve damadı bulunuyordu. Gazeteci, Churchill'e, çağdaşı ve rakipleri Franco, Mussolini ve Hitler'den hangisinin kendisini en çok etkilediğini sordu.

Churchill, yanıt vermedi, çünkü uyukluyordu. Damadı, soruyu yineleyen gazeteciye müdahale ederek: "Israr etmeyin" dedi İngiliz nezaketiyle. "Duymaz ve anlamaz. İyice bunadı."

Koltuğa yayılan koca gövdeyi örten kırmızı battaniye birdenbire kıpırdadı ve Churchill, kafasını kaldırıp kurnaz gözlerini araladı: "Mussolini'yi çok takdir ediyorum!"

Yanındakiler, tarih öncesi bir dinozor canlanmışçasına çarpılmışlardı. Gazeteci şaşkınlıkla sordu: "Etkilenseniz tamam da niçin takdir ediyorsunuz Mussolini'yi?"

Churchill tısladı: "Damadını astırdı da ondan!"

İnce mizah yeteneği ve keskin zekâsıyla Churchill, dünya tarihine en büyük politikacılardan biri olarak geçti. "Demokrasi çok kötü bir yönetim biçimidir. Ancak şimdiye dek daha iyisi bulunamadı" sözünün babası, İngiltere'yi galip çıkardığı İkinci Dünya Savaşı'nın başında, kendisinden 'daha iyi bir lider' bulunamadığı için iktidara getirildi. Churchill, halka hitaben yaptığı bir konuşmayla başladı işe ve aklımda kaldığı kadarıyla: "Size acı, mahrumiyet, gözyaşı ve kan vaat ediyorum! Sonuna kadar direnecek, savaşacak ve kazanacaksınız!" demişti.

Savaşı kazandı İngiltere. Üstelik büyük galipler arasında aldı yerini.

1950'lerden bu yana Türkiye'de iktidara gelen hiç kimse Türk halkına gözyaşı ve kan, acı ve mahrumiyet vaat etmedi. Herkes günlük güneşlik günler, pembe yarınlar sözü vererek geldi iktidara. Sonuç ortada.

Biz, vaatlerin bir yana konulup vaat edilmeyenlerin gerçekleştiği bir ülkedeyiz.