Emekli erkekler
Radikal · 14 Ağustos 2000
Kadın kadınlıktan, erkek erkeklikten emekli olur mu? Kendiliğinden olmaz elbet. Ama bir gün gelir, yürekler hoplatan kadının kapıdan girdiğini fark etmez kimse. Erkek başları dönüp iştahla bakmazlar yüzüne, bacaklarına, dekoltesine. Önce kabullenmez kadın, ama anlamıştır. Emekliye sevk edilmiştir kadınlığı. Eğer akıllı ve eğlenceliyse, dostluğu kalır. Yine aranır, sorulur, sevilir. Aptalsa, inişe geçmiştir yaşamı. Kremler, masajlar arasında bir didinme başlar. Yaşlılığı kabullenenler torunlarına patik örmeye, reçel pişirmeye koyulur, kabullenmeyenler kimsenin teselli edemeyeceği bir mutsuzluğa düşerler. Acılaşırlar, geçimsiz olurlar.
Ya erkekler?
Erkekler, kadınlardan daha geç emekli oldukları için daha da zordur durumları. Çünkü tam yaşlandım korkusuna teslim olurken birileri çıkmış, hayran olmuştur kır başlarına rağmen, yılların rendesinden geçmiş okşayışlarına, deneylerin imbiğinden süzülmüş iltifatlarına. Birkaç yıl böyle idare ederler durumu. Derken, 'Beni seviyor' sandıkları genç kadın, bir gün koluna 'ukala' bir dengini takıp çıkar karşılarına. Erkek ya emekli edildiğini anlar ya da yeni bir abıhayat çeşmesi aramaya çıkar.
Paris'te çok sevdiğim iki erkek emeklisi var. Biri ressam ve Türk: Yüksel Arslan. Diğeri Yunanlı yazar, Elias Petropulos. İkisi de İspanyolların 'mujeriego' dedikleri, yani kadınları sevmeyi meslek haline getirenlerden. Dünya erotizm ve pornografi edebiyatı konusunda ordinaryus profesör sayılan bu iki yaşlı aslanla sohbet etmek, yalnız benim için değil, her cumartesi gecesi bir avuç Fransız ve Türk aydınının buluştuğu La Palette kahvesinin en eglenceli ve
eğitici anları. Yüksel Arslan, Hollandalı Lydie'siyle geçirdiği otuz yılın sonunda emekliliğini kendi istemiş ve beyninin tüm aşk gücünü çizdiği, boyadığı 'artür'lere yansıtıyor. İnsan ruhunda cinselliğe değgin ne varsa, Yüksel'in yapıtlarında.
Elias Petropulos ise genç bir hanım tarafından emekliye sevk edilince, kendini tümüyle, hâlâ en iyi yaptığı işe, yani yazmaya adayanlardan. Pek çok marifeti var Elias'ın. Tarihçi, folklorcu, sanat eleştir-
meni. Büyük bir dil uzmanı. Yunancanın jandarması.
Son yazdığı tarih kitabında, Yunanistan'da Osmanlı'ya karşı isyan başlatan Arnavut asıllı General Kolokotronis'i konu almış. 'Kolo' Yunanca'da popo demek. Kotrona ise büyük taş. Zaten Elias'a göre, yüzbaşı olup sonradan 'general' diye anılan Kolokotronis de, anılarında adını: "Bir gün taşa oturmuştum. Kalk, poponu üşüteceksin, dediler. Ben de bir şey olmaz, dedim. Adım Taş Popo kaldı" diye anlatmış. Gelgelelim, Elias'ın Kolokotronis'ten söz ettiği kitap dizilirken, en büyük Yunan kahramanlarından birine Taş Popo denilmesini kendine yediremeyen düzeltmen hanım, Kolo'yu popo anlamına gelen 'omega' harfi yerine, popoluktan kurtaran 'micron' harfiyle dizivermiş.
Elias kızgınlıktan köpürüyor. Açmış telefonu Atina'daki yayımcıya, istemiş düzeltmen hanımı. Düzeltmen, "Parmaklarım öyle yazmaya varmıyor" deyince, Elias ki öfkelenince aslan kesilir, zavallı kadının parmağını sokması için hedef olarak kendi 'kolo'sunu göstermesin mi?
Bir süre sonra Elias'ı sakinleştirmek için Atina'dan telefon eden yayımcı, söz konusu düzeltmen hanımın altmış yaşında olduğunu ve Elias'ın önerisinden sonra hafif bir kalp spazmı geçirdiğini açıkladı. Ancak Elias Nuh diyor, peygamber demiyor. Ve halen kitap, Kolokotronis 'Taş Popo' olarak yazılıp diziliyor.
Sizin anlayacağınız, erkeğin emeklisi akıllı olunca, yeteneği hem kalemine, hem çenesine vuruyor. Ve bu çenebaz erkek emeklilerinin sohbetine doyum olmuyor. Özellikle Paris'te.