Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Vururduymazlık

Radikal · 19 Ağustos 2000

Derler ki suyun belleği... Sesin de bir izi vardır. Ölenin son soluğunu verdiği havada, henüz ölmeyenin artık duymadığı sesi titreşir ve son kez çırpındığı sular, onun bedeninden bir şeyler taşır.

Duydum ki Yalova'da bu yaz, geçen yaz depremde ölmeyenler, ölenlerin henüz seslerinin titreştiği kumsallarda yürüyerek, saçların, kemiklerin ve eski papuçların, basma geceliklerin ve pamuklu patiklerin, molozlarla birlikte dibe çöktüğü denizlere giriyorlarmış. Tam olarak söylemek gerekirse, örneğin: mimarı, mühendisi ve kalantor müteahhidin elbirliğiyle, 316 insana mezar olan ve yalnızca 30 kişinin kimi elsiz, kimi bacaksız, ama canlı çıkarılabildiği Yüksel Sitesi'nde.

Yediği fiskeye ya da darbeye aldırmayana, vurdumduymaz diyorlar. Ya başkasına vurulanı hissetmeyene? Vurduymaz mı, yoksa vururduymaz mı?

Sanırım 'vururduymaz'. Çünkü... Sağlam ve güvenilir inşaat yapmaktan çok, çok sağlam ve güvenilir 'milliyetçi', ezelden ebede 'hareketçi' olduğu için İstanbul metro yapımına da ortak edilen Yüksel İnşaat Şirketi, Yalova Yüksel Sitesi'nde 174 dairelik üç blok apartman ve 24 villa yapmıştı. Bu villaları satın alanların geniş geneli, ucundan bucağından Yüksel İnşaat Şirketi'nin işlerine bulaşmış, çıkarlarına hizmet etmiş zevattı.

17 Ağustos gecesi, 174 daireyi taşıyan üç blok apartman, iskambil kâğıdı gibi çöktü. Çatlamadı, devrilmedi, bölünmedi, parçalanmadı, dev bir silindir geçmiş gibi üzerlerinden, oldukları yerde, taş taş üstünde kalmamacasına, yere yapıştılar. Öyle bir mühendislik hatasıydı ki üzerinde yükseldikleri Yüksel İnşaat temelleri, üç blok apartman, 45 saniye süren depremin ilk on saniyesinde yerle bir oldu.

24 villaya ise hiçbir şey. Hafif çatlaklarla depremi atlattı villalar ve burunları kanamadı içlerinde yaşayanların. Ve depremin ertesi günü, üç büyük enkazın ortasında villaların ayakta kaldığı Yalova Yüksel Sitesi'nde garip bir sahne yaşandı.

Depremden bir gün önce, Necdet Bey ve iki arkadaşı, eceliyle vefat eden bir dostlarının cenazesine katılmak üzere Yalova Yüksel Sitesi'nden Ankara'ya hareket ettiler. Üçü de arkada çoluğunu çocuğunu bırakmıştı. Deprem sabahı siteye döndüklerinde, kimsecikleri kalmamıştı. Enkazların dumanı tütüyordu henüz ve ölüler molozların altındaydı. Üç arkadaş, karılarının, kızlarının, oğullarının cesetlerini elleri ve tırnaklarıyla o katil duvar yıkıntılarını eşeleyerek, kendileri çıkardılar. Yıkıntıların arasında hiçbir şey olmamışçasına yeşil çimenlerin üstüne yatırdılar. Bir kamyon gelecek ve cenazeleri götürecekti. Necdet Bey, boş gözleri karısının ve çocuklarının cesetlerine kilitli, yanlarına çökmüş, başlarını bekliyordu. Kamyon bir türlü gelmiyordu. Ama bir süre sonra, villa sahibi Suphi Bey geldi yanına ve: "Necdet Bey, ne zaman kalkacak bu enkaz? Her taraf moloz, böyle kalamaz!" dedi ona. Necdet, gözleri cesetlere

kilitli, duymamazlıktan geldi, yanıt vermedi. Öğlen geçti, kamyon gelmedi, Necdet yine çöktüğü yerdeydi. Akşamüstü, hâlâ kamyon gelmemişti, ama villa sahibi Suphi Bey geri geldi. Bir sorunu vardı Suphi Bey'in, deprem öncesi sitenin tüm sorunlarıyla ilgilenen Necdet Bey değil miydi? Depremin yarattığı sorunu da elbette o çözecekti. "Necdet Bey, ne olacak bu enkaz?" diye yineledi sorusunu Suphi Bey. "Böyle kalamaz, bu molozu kaldırmak gerek!" Necdet Bey, cesetlerine dikili gözlerini kaldırıp Suphi Bey'e baktı. Sonra ne yaptı bilmiyorum, ama bir yıl sonra her rastladığı insana, karısının, çocuklarının ölümü kadar kendisini sarsan bu olayı anlatıyor. Suphi Bey'in vururduymazlığı sanki onu, deprem kadar yıkmış.

Yalova'da deprem sonrası, ilk kaldırılan enkaz Yüksel Sitesi'ninki oldu. Üçüncü gün, çıkarılamayan cesetlerle birlikte denize döküldü üç apartmanın kanlı molozları. Yüksel İnşaat, büyük şirket.

İhaleleri kaldırdığı gibi kaldırdı ortadan, cinayet kanıtlarını. Suphi Bey ve benzerleri artık o boşluklardan yürüyüp denize giriyorlar.

Sıhhatler olmasın efendim, sıhhatler olmasın.