Tersyüz ilişkiler
Radikal · 21 Ağustos 2000
Adam olmayı, yaşamda başarılı olmak diye anlıyorsak eğer, dünyamızda iki tür adam vardır. Okşadıkları insanları ve hatta hayvanları, tüylerinin düzüne sıvazlayanlarla, tersine sıvazlayanlar. Birinciler, hem insanların, hem de hayvanların çok hoşuna giderler. İkinciler gitmez. Çünkü rahatsız ederler. Oysa gerek insan, gerekse hayvan kürkünün tozunu attıran, biti, pireyi kaçıran onlardır.
Sinemanın gelmiş geçmiş en büyük dehası Orson Welles, bugün başyapıt sayılan, çekildiği yıl ise kötü diye yarısı kesilip atılan 'Muhteşem Ambersonlar' filminin ilk gösterimi sırasında, seyirci ile arasında bir iletişim kopukluğu hissetmişti. Welles, çok iyi bir film yaptığını düşünüyordu, halk ise berbat bir film seyrettiğini. 1944 yılında, liberal Roosevelt ikinci kez ABD Başkanı seçildiğinde, Orson Welles, kendisi ile seyirci arasındaki kopukluktan yola çıkarak şöyle bir siyasal yorum yapıyordu: "Aydın insan, bir azınlığa ait olduğunu düşünmek ve ilan etmekte belli bir rahatlık bulur. Oysa bugün, Amerikan liberallerinin artık bu garip rahatlığa sığınmaları mümkün değildir. 1944 seçimleri, hepimizi çoğunluğun görüşünü savunmak zorunda bırakmış ve sorumlu kılmıştır. Hiçbirimiz, artık halk kitlelerinin bizim vereceğimiz mesajları anlamaya hazır olmadığını iddia edemez. Çünkü böyle bir iddia, halkın ilgisini çekmeyi beceremediğimizi kanıtlar. Ülkemizin bir numaralı liberali (Roosevelt), halkın ilgisini on iki yıl korudu. Halk kendisini dinledi ve unutmayalım, çünkü tarihsel bir derstir, o da halkı dinlemesini bildi." Bu şaşırtıcı yorumuyla Welles, sinema diliyle kucaklamayı umduğu kitleler nezdinde karşılaştığı anlayışsızlığın ve uğradığı ticari hezimetin nedenlerini sorguluyordu. Kendisiyle yaptığı hesaplaşma sonucu, "Tek sorun halkın ilgisini çekebilmektir. Bir kez ilgisi çekilebildi mi, halk her şeyi anlayabilir, dolayısıyla film yönetmeni bunu asla unutmamalıdır," diye düşünmeye başlamıştı.
Derdi gücü, zekâsını ve hayallerini halk kitleleriyle paylaşmak, toplumun çoğunluğuyla iletişim kurabilmekti. Oysa en önemli sorunu unutmuştu: Halk aptalsa, nasıl iletişim kurabilirdi ki Welles gibi bir dehayla? Sağlıktan başka neyi paylaşabilirsiniz ki sığ zekâlarla?
Elbette haklıydı Orson Welles. Sorun, halkın ilgisini çekmekti. Ama işte, Welles'in dehasını anlayabilmek ve filmlerini altın harflerle yazmak için sinema tarihine, 'Muhteşem Ambersonlar'ı seyredip beğenmeyenlerin çocuklarının torunlarını beklemek gerekti. Kitlelerin zekâsı, ancak üç kuşak sonra girebildi Welles'in ilgi çekim alanına.
Her alanda tüm mesleklere damgalarını vuranlar, tüyleri ve kürkleri hep tersinden sıvazlayanlardır. Diğerleri ortalığı tozutmazlar, ama onların da tozu kalmaz kendilerinden geriye.
Bugün bunları niye yazdım ben acaba?