Olmak ya da olmamak
Radikal · 25 Ağustos 2000
Dünyamız bir şeyler olmaya çalışırken hiçbir şey olamayan insanlarla dolu. Oysa, "Yaşamdaki her şeye, büyük bir şey yaparak başlayınız. Ardından yapacağınız tüm küçük şeyler büyük olacaktır" demiş bir düşünür. Belki de bir şey olmaya değil, bir şey yapmaya çalışmak gerekiyor. Ve yakından bakıldığında, bir şey yapmaya çalışan insanların bir şey olabildikleri görülüyor. Bu sentez, elbet Türkiye için geçerli değil.
Türkiye, hiçbir şeyi öğrenmeden, her şeyi öğretmeye kalkan insanlarla dolu. Yazar, kendisi doğru dürüst okumadan, yazmaya soyunuyor. Asla iyi yazar olamadığı yetmiyormuş gibi kendisini çok iyi yazar sanıyor. Doktor, iyi doktor olmadan önce ünlü doktor olmaya, spiker doğru dürüst konuşmadan haber okumaya, memur ve işçi çalışmadan kazanmaya, patron bir koyup on almaya, devlet adamı devlet bilmeden adamlığa, milletvekili milleti es geçip vekillik yapmaya pek meraklı Türkiye'de.
Kimse büyük bir şey yaparak başlamıyor yaşama. Hep küçücük bir şeyle başlayıp büyümek istiyorlar. O yüzden güdük kalıyorlar hep. Büyük görünseler de güdük kalıyor ve bu dünyadan geçip gittikleri zaman, hiçbir iz bırakmıyorlar arkalarında. Yapılan tüm küçük şeyleri bile büyük gösterecek o ilk 'büyük şey', yaşam treninin lokomotifi nedir peki?
İnanç ve tutku, sevgili okurlar. Eğer sevdiğiniz bir işi, inanarak yapıyorsanız, en önemsiz, en değersiz eylemde bile 'büyük' oluyorsunuz. İnanç, neyi, niçin ve hangi amaçla yaptığını bilmek. Yolundan şaşmamak, değişen rüzgârlara karşı bir o yana, bir bu yana savrulmamak, dayanmak, asılmak ve en büyük yargıç, başhakem, 'zaman' karşısında kalıcılık kazanmak yeteneğini sağlıyor bize. Sevgi ise uğrunda her şeyi göze aldığımız işi en iyi biçimde başarmak olanağını.
Böyle insanları önce görmezden geliyorlar. Ama onların pırıltısı mutlaka deliyor karanlıkları, aydınlatıyor önümüzü ve hiç unutulmuyorlar.
95 yaşındaki doğa bilgini Theodore Monod'un yaşamını okurken geldi bütün bunlar aklıma. Bitmekte olan yüzyılımız henüz iki yaşındayken dünyaya gözlerini açan bu büyük bilgin, tam yetmiş yıldır dünyanın çöllerini geziyor, sevgili okurlar. Artık kör. Ancak, saatte 4 kilometre hızla yürüyor hâlâ ve kızgın Afrika çöllerinde, 1940 yılında bulup 'Monodiella Flexuosa' adını verdiği meteoritin kardeşlerini arıyor. Theodore Monod'un kendine yüklediği misyon, zavallı dünyamızın çölleşme tehlikesine karşı insanları uyarmak. Su bitmesin, insanlar ölmesin, bitkiler kurumasın diye uğraşmak. Paris Tabiat Müzesi laboratuvarı müdürü ve Bilim Akademisi üyesi Theodore Monod, kendisini "İmanlı bir anarşist" diye tanımlıyor. Çok dindar iken, Katolik dinine olan inancını 6 Ağustos 1945 günü, Hiroşima'ya atom bombası atıldığında yitirmiş. Tam 95 yaşında olmasına karşın, hiçbir hastalığı yok, körlüğünden başka. Ama Büyük Sahra'nın engin kum denizinde, kendisinden genç ve dinç olan diğer bilginlerin hepsinden daha hızlı, uçar gibi yürüyor hâlâ. Yüreğiyle seyreyliyor dünyayı.
Çöle akşamın serinliği çöktüğünde, ilki yaşam gibi acı, ikincisi aşk gibi güçlü, üçüncüsü ölüm gibi tatlı üç fincan çayını içiyor üç çeyrek yüzyıldan beri. Hakkında pek çok kitap yazıldı. Kendisi de pek çok yazdı ve yazıyor. Çöl ona yalnız bilgin değil, düşünür ve yazar olmayı da öğretmiş.
Kuma yazı yazılır mı? Yazıyor Theodore Monod. Kuma yazılan yazı kalır mı? O yazınca kalıyor ve kalacak. Çünkü büyük bir iş yapmakla başlamış yaşama. Yeryüzünün sonsuz kısırlığı, çöllerle uğraşmaktan daha büyük bir iş olabilir mi? Öylesine inanarak yapmış ki işini, artık attığı en küçük adım bile büyük yankılar yaratıyor dünyada. Theodore Monod, çölleri yaşatmak istediği için çok uzun yaşıyor. Ömrü görevinin yüceliğine göre biçilmiş. Gövdesi, aklı ve gönlü bu yüceliği izlemiş.