Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Taksi

Radikal · 30 Ağustos 2000

Orly Havaalanı'na doğru koyu bir sohbet başlamıştı aramızda. Türk olduğumu öğrenince, bizim dilde: "Türk'ü severim!" deyiverdi. Meğer İranlıymış. Çok düzgün bir Fransızca konuşuyordu ve her şeyden haberliydi. İran devriminden sonra Fransa'ya kaçtığını anlattı bana. Ülkesini cehenneme çevirmişti mollalar. Şah yandaşı değildi. İran devriminden iyi şeyler ummuştu o da başlangıçta. "Ama sonunda, hiçbir beklentimiz gerçekleşmediği gibi, özgürlüğümüzü de aldılar elimizden," diyordu. Tüm ailesiyle kaçmıştı İran'dan. Kız kardeşleri çarşafa girmeyi reddetmişlerdi. Yalnız Avrupa'da dört buçuk milyon İranlının yaşadığını, kaçabilenlerin hepsinin kaçtığını, bugün olanakları olsa ve sınırlar açılsa, İran'daki nüfusun yarısının yollara döküleceğini anlattı bana. Bir ara: "Bakın," dedi, "İran, büyük bir kültür ülkesidir. Ama büyüklüğümüzden ne kaldıysa İslamiyet'e değil, Farsça konuşup yazan büyük İran yazarlarına ve ozanlarına borçluyuz. Zaten İran niçin Müslüman olmuştur, hiç anlayamamışımdır. Çünkü Araplardan nefret ederiz biz. Bir İranlıya en büyük hakaret, sen Arap'sın, demektir. Türkler de egemen oldular İran'a. Ama Türklere karşı bir husumet yoktur. Çünkü bir kültür hegemonyası kurmaya kalkmamışlardır ülkemde. Oysa Araplar, din yoluyla bir kültür emperyalizmi yarattılar." Havaalanına gelmiştik: İnerken, biraz da çekinerek, İran'da da şoförlük yapıp yapmadığını sordum. Başını önüne eğip, acı acı gülümsedi. Aslında, nükleer fizikçiydi! Üstelik Fransa'da yapmıştı eğitimini. Sonra anavatana dönüş. Anavatandan kaçış. Eğitimini burada gördü diye, nükleer fizik dalında iş bulmak umudu. Ve umudun yıkılışı. Nükleer fizikçi şoförümün son sözü, kendisine ait olmayan taksinin direksiyonuna vurarak: "Yaşamak gerekiyordu..." oldu.