Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Sülü, İbo, Reho ve diğerleri

Radikal · 2 Eylül 2000

Altyapı ve üstyapı kavramları, evrensel dilde hem toplum dokusu hem de toplumun içinde yaşadığı fizik mekân katmanlarını işaret eder. Gerek sosyal anlamda, gerekse teknik düzenlemede 'altyapı' ortak temelleri ifade eder, 'üstyapı' ise o temellerin üstüne çıkılan katları.

Altyapı zemindir, üstyapı zirve.

Altyapı kalındır, üstyapı ince.

Altyapı kabadır, üstyapı zarif.

Altyapı tortuludur, üstyapı süzme.

Altyapı kütledir, altyapı kitledir, üstyapı kurum ve kişilik.

Dünyanın her yanında bu böyledir. Dünyanın her yanında, bir devlet başkanının düzeyi, halkın düzeyinden üsttedir. Türkiye hariç.

Türkiye'nin altyapısı üstyapısına karışmış, altüst olmuştur. Türkiye'nin 'altüst' yapısında ise...

Süleyman Demirel ile İbrahim Tatlıses, İbrahim Tatlıses ile Reha Muhtar arasında hiçbir kalite ve düzey farkı yoktur. Süleyman Demirel, hasbelkader, politikacılık yerine arabesk şarkıcılığı yapsa, İbrahim Tatlıses neyse o olurdu. İbrahim Tatlıses ise Urfa'da hasbelkader bir okusford bulup okusa ve politikacılığa soyunsaydı, aynıyla Süleyman

Demirel olurdu. Reha Muhtar arabesk şarkıcılığını Süleyman Demirel, cumhurbaşkanlığını da İbrahim Tatlıses kadar yapardı.

Biri Sülü. Biri İbo. Biri Reho. Salt üç ad ve üç kişilikten ibaret olmayıp, aynı zamanda Türkiye'nin gerçek dramını, çünkü altüst yapısını ifade eden sacayağının dayanaklarından birinin diğerine oranla daha uzun, daha kısa, daha eğri, daha düz olduğunu söylemek mümkün mü? Ahlak, kurnazlık, vatana taparlık, milleti severlik, Allah korkusu, çarıklı erkânıharpçilik, muhafazakârlık, çıkarcılık, ilerigeri görüşlülük, kısa vadecilik, orta yolculuk, günü kurtarmacılık, devlet anlayışı, ense kalınlığı ve ÜSLUP açısından en küçük bir fark var mı?

İbo, cumhurbaşkanı olsa "Dün dündür, bugün bugündür," demez miydi sizce? Sülü, tahsilli olmasa "Okusford vardı da okumadık mı?" tümcesiyle savunmaz mıydı kendisini? Reho'ya geriye kaykılmış fötr şapka yakışmaz mıydı? Dansöz Asena ile iyi kıvırtmaz mıydı? Sülü ve İbo, karısını öldüren adamla röportaja oturmaz mıydı? Röportaja, "Başınız sağ olsun!" diye başlamaz mıydı sizce?

Sülü, İbo ve Reho. Üçü de halk çocuğu, üçü de reyting repocusu. Biri cumhurbaşkanıydı, biri halen lahmacuncu arabi musiki sanayii sahibi şarkıcı, biri de medyacı. Biri birinin, öteki berikinin işini layıkıyla yapamaz mıydı? Her biri kendi iş alanında 'misyon' adamı ve reyting yaylalarında güttükleri sürülerin başında, başarılı birer çoban değil mi sizce?

Ancak Sülü açısından bir misyon değiş tokuşu için biraz geç. Artık şarkıcı olamaz. Ama Türker Alkan'ın hoş deyimiyle Marko Paşalık, zaten

muhtar Reha'lık sayılmaz mı?

Anchorman Reho'nun Türkiye'sine, Ombudsman Sülü uymaz mı?

Aralarında bence her türlü evrime en hazırlıklısı, İbrahim Tatlıses. İsterse 'anchorman' olur, isterse cumhurbaşkanı. Sorarım size, bu ülkede cumhurbaşkanı halk oyuyla seçilse, aday İbo en

fazla oyu almaz mı?

Üçünün en utanmazı ise, gecekondu çobanı Reho. Tıpkıbasımı İbo ile aşağılık kavgasında, yaşasalardı onu dütün kaidesine sokup çıkartacak iki insanın; 'ölülerin sessizliği'nden yararlanarak, Uğur Mumcu'nun, Abdi İpekçi'nin portreleri önünde ve onların ÜSTYAPI kişiliklerini çerez yapıyor reyting ahlakına. Bu altüst yapı anchormanı'na arka çıkan Gazeteciler Cemiyeti'ni kınıyor ve zaten yeni girdiğim üyeliğinden çıktığımı ilan ediyorum. Eğer bu cemiyet Reho'ların gazeteciliğiyse, ben gazeteci değilim.

Sülü de Atatürk portresi önünde poz verirdi. Yalnız Sülü mü? Haksızlık etmeyelim, liste açık ve kabarık. 1950'lere kadar gidebiliriz. Tabii ki hep geriye.

Ya da inebiliriz. Aşağıya ve derine. Altüst yapının düzeyi, düzeysizliğin dibi yok ki.