Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

MGK'ya öğütler

Radikal · 4 Eylül 2000

Bilenler bilir, naçiz yazarınız MGK'yı pek sever, sevgili okurlar. Çünkü kafa yapısı MGK'ya çok uygundur. Bu sevgi yüreciğinde henüz Türkiye'de bir MGK yok iken, bir çeşit MGK ile yönetilen aile kurumu sayesinde yeşermiş; kendi adının kısaltılmışı MGK, sahici ve hakiki MGK ile özdeşleşince, tutkuya dönüşmüştür. Naçiz yazarınız MGK, zaman içinde öteki MGK'ya sosyolojik ve felsefi anlamlar yüklemeye başlamış, hatta tarihin derinliklerinden keşfedilmeyi bekleyen hasletler bulup çıkarmış ve hepsini MGK'ya yakıştırmıştır. Yazar MGK'ya göre hakiki MGK, Türk toplum yapısına müthiş uyumlu, olmazsa olmaz türden bir kurumdur. Tabii bu yorum, yazar MGK'nın aklına yaş ve başın verdiği deneyim eşliğinde, zaman zaman gelip giden bir durumdur. Aklının başından iyice gittiği zamanlarda, yazarınız MGK, babasının asker otoritesiyle çarpışan annesinin sivil direnişinde biçimlenen kendi yaşamının, hakiki MGK ile ne kadar benzeştiğini düşünür durur...

Ya siz sevgili okurlar? Üniformalı olsun olmasın, her biriniz, otoriteyi temsil ederek sizi zorla biçimlemeye kalkışan bir veliyle, size kıyamayıp şımartmaya çalışan diğerinin arasında büyümediniz mi? Sizi zapturapta almaya kararlı babanız ya da anneniz MGK'nın askeri kanadı, her isteğinizi yapmaya eğilimli aile bireyi ise 'idareci' otoriteyi temsil etmiyor muydu biraz? Genelinde annelerin oynadığı bu 'idareci' rol, kaçamak göçemek, sonunda otoriteye yandan yandan boyun eğmekle iştigal eden sivil iradenin rolü değil miydi biraz?

Türk toplumunu MGK zihniyeti belirlemiştir demek, gerçekten uçukluk sayılır mı?

Hayır. Gerçeğin ta kendisidir. Ve aile yapısından devlete, MGK dengeleri içinde büyüyen bizlerin, MGK kararları konusunda edeceğimiz bir çift söz ve gerek askeri, gerekse sivil kanadına öğüt verme hakkımız vardır.

Örneğin irtica ile mücadelede. Milli Güvenlik Kurulu'nun son hedefi, sivil idarenin taviz, ihmal ya da düpedüz desteğiyle devlet içinde yer açtığı, kadrolaştırdığı gerici memurların temizlenmesi. Bu temizliği elbette daha çok askerler istiyor ve tatlı tatlı dayatıyorlar sivil hükümete. İyi, güzel. Eğer birisi çıkıp naçiz yazarınıza, mürteci memurların devletten temizlenmesiyle Türkiye'deki irtica tehlikesi bitecek derse, amenna. Ancak, eğer irtica tehlikesi kökünden çözülmek isteniyorsa bu temizlik, kangren olan kola tentürdiyot basılmasına benziyor. MGK'nın askeri kanadı, bu ülkede Milli Eğitim'e ayrılan bütçe, Diyanet İşleri'ne ayrılan bütçeden düşük olduğu sürece laik bir gençlik yetiştirilemeyeceğini görmüyor mu acaba? Niçin laik bir devlette tam tersi olması gereken bu durumun hesabını sormuyor sivil idareye?

Bu ülkede, cumhuriyet öğretmenleri ayakkabı boyacılığı, simit satıcılığı, Milli Piyangoculukla geçinirken; çoğu doğru dürüst ezan okumaktan bile aciz imamlara lojmanlar tahsis ediliyor ve nasıl oluyor da onlar simit satıcılığı yapmak zorunda kalmıyorlar, ay başlarını denk getirebilmek için? Nasıl oluyor da İstanbul camilerinin iç bahçeleri, devlet maaşına bağlı imamların BMW'leri, Mercedes'leriyle dolu?

Laik bir ülkede, niçin 'dinsizim' denilemiyor? Laik bir devlette, hangi mantıkla din adamları devlet bütçesinden besleniyor? Yabancı ve azınlık okullarını eliyle beslemeden denetleyen, susta durduran Türkiye devleti, dini 'eliyle beslemeden' denetleyemiyor mu? Peki eliyle besleyerek aleyhine çalışmasını engelleyebildi mi?

MGK'nın askeri kanadı, bir yandan mürteci memurları temizlik yasası yapılırken, bir yandan Diyanet İşleri Başkanı'nın 'camileri okul gibi kullanmak' projesinden söz etmesinin en azından 'abes' olduğunun farkında değil mi?

Radikal'in dünkü manşetiydi: Asker, iktidarı irticayla ilgili 'samimiyet testine', hükümet de askerlerin mesajını 'almış'. MGK gereği, askeri otoritenin böyle bir hakkı var. Peki bizim ne hakkımız var? Sivil idarenin samimiyetsizliğini, asker önerilerinin de yetersizliğini tespit etmekten gayrı bir hakkımız kaldı mı?