Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Üniformal korkularımız

Radikal · 8 Eylül 2000

Apartman yöneticimiz Sula, tam yedi aydır başımın etini yiyordu. Kafasına koymuştu, dış cepheyi boyatacaktı. Zaten Tanrı, Rebetiko güzeli Sula'yı bizim apartmanı imana getirmekle görevlendirmişti. Eski bir pavyon yıldızından boşalan bodrum katına yerleşir yerleşmez, civar apartmanların ortaklaşa çöplük olarak kullandığı boşluğu bahçe haline getirdi, iki iskemle, bir de masa attı, artık aşağı halı falan silkemiyoruz. Girişe çiçekler koydu, merdivenleri boyattı, kapı önlerinde büyüklere papuç bırakmayı, çocuklara da çekirdek çitlemeyi yasakladı. Önce birinci kattaki dini bütün aile, apartmana değen Rum 'eli' temizliğine dayanamayıp kaçtı. Sula hemen ardından, ikinci kattaki travestilerle mücadeleye başladı. Apartmana geceyarısından sonra sarhoş giriş çıkışlarını kontrol altına alınca, onlar da çareyi başka adreslere taşınmakta buldular. Sizin anlayacağınız, benim tam bir Cihangir mekânı olarak yerleştiğim yedi daireli fakirhane, mütevazılıktan züppeliğe terfi etti zamanla. Komşuların kimi piyanist, kimi film yönetmeni artık. Kendi kendimize kaldık.

Ama dış cepheyi boyatma konusunda, Sula'ya kök söktürdüm. İlk kez, "Hayır!" dedim sevgili yöneticime. Bizim apartmanın dış cephesini boyatmak, bağırsakları deşilen adama lifting yapmaya benziyordu. Temelleri su basmıştı, çatı akıyordu, ya hepsi birden yapılacaktı, ya da hiçbiri. Pazarlığı kazandım. Hepsi yapıldı. Sıra geldi dış boya rengini seçmeye. Çıkıntıların akide şekeri, girintilerin lohusa şerbeti olmasına karar verildi ve bir haftanın sonunda bizim apartman, bir pembelik halinde çöktü sokağa. Ancak kat sakinlerinden biri, durumdan oldukça endişeli. Sula'ya usulca sormuş: "Sokakta bu renkte başka

apartman yok. Acaba belediye kızmaz mı?"

Komşumuzu yatıştırdık ama, sorduğu soru kafama takıldı.

Demek Türkiye'de insanlar, başkasına benzemediği takdirde bir merciden zılgıt yiyebileceklerini sanıyorlardı. Demek ki Türkiye'de insanlar, tek başına kalmaktan, benzersiz olmaktan korkuyorlardı. Demek ki Türkiye'de insanlar, bireysel seçim ve uygulamada 'yalnızlığın' bir suç oluşturabileceğinden çekiniyorlardı.

Demek ki Türkiye'de yasaya saygılı insanlar, gecekonduluktan gündüzkonduluğa terfi eden yasadışı yapılaşmayı önleyemeyen, bir inşaatın depreme dayanıklı olmasını koşul koyamayan, zaten koyduğu koşula uyulup uyulmadığını bile denetleyemeyen bir belediyenin, dış boya rengine 'höt' diyebileceğini düşünüyorlardı.

Sanırım yalnız Türkiye'de değil, tüm dünyada insanlığın geniş geneli, kara koyun sürüsü içinde ak, ak koyun sürüsü içinde kara koyun olmaktan korkuyor. Bu korku elle tutulur, göze görünür türden değil. Bilinçaltı bir koşullanmayla, yaygın olana, güncel olana, herkesin paylaştığı ölçülere, moda diye yöneltiyor bireyi. Örneğin, okul üniformasından kurtulan gençler gerçekten üniformasız mı? Hepsi hemen aynı biçim pantalonu, bolluğundan belinin düşüklüğüne, kız erkek, bir örnek ayakkabı, bir örnek tişörtlerle giymiyor mu? Kulaklarındaki aynı küpeler, sırtlarındaki çantalar aynı model değil mi? Küreselleşme, sosyal alandaki ilk açılımını her şeyden önce Japonya'dan Çin'e aynı tip giyime (ya da üniformaya) yönelen yığınlarla yapmadı mı? Özellik, küreselleşme yangınından kurtulan birkaç aksesuvarla sağlanmıyor mu?

Gerçek üniformalılara, yani üniformalı otoriteye karşı galiba birbirimize benzeyerek, çoğul içinde eriyerek savunuyoruz kendimizi. İşte fıkrası:

Komutan acemi ere sormuş: "Sen nerelisin?" Memetçik, "Antepliyim, komutanım!" deyince, komutan sağ elini baba şefkatiyle kaldırıp Memet'in sol yanağını okşamış: "Hayır oğlum, sen Antepli değil, Gazianteplisin!" Biraz ilerleyip, yine bir erin önünde durmuş: "Sen nerelisin?" Memetçik, "Maraşlıyım..." diyecek olmuş, komutan yine kaldırmış baba şefkatiyle sağ elini ve yine şefkatle okşamış erin sol yanağını. Ve, "Hayır! Sen Kahramanmaraşlısın oğlum!" diye gürlemiş. Derken sıra Temel'e gelmiş. Temel, komutan daha "Sen..." diye başlarken soruya, tekmili çakmış: "Ben Kahraman, Şanlı, Şerefli Koç... ve Gazi Rizeliyim, komutanım!"