İhanet itfaiyecileri (2)
Radikal · 13 Eylül 2000
Türkiye'yi tarihinin en acımasız toplumsal rendesinden geçiren
12 Eylül 1980 darbesine çeyrek kala, tüm taraflar vatanmilletseverdi. Cumhuriyet kurulalı beri kafalarında bir türlü 'yurttaşlık' bilinci yeşeremeyen ya da yeşertilmeyen Türk gençleri, orta yaşlıları ve hatta iyice yaşlıları, ne yapıyorlarsa, ne ediyorlarsa vatanmilletseverlikten yapıyorlardı. Politikacılar birbirlerini vatanmillet için yiyor, sağcılar solcuları ve solcular sağcıları vatan ve milletlerini çok sevdikleri için öldürüyorlardı. Herkes en çok sevdiğini söylüyor, öldürenler öldürdüklerini vatanmilleti daha az sevmekle suçluyordu.
Vatanmillet sevmemek, anında infaz edilen bir suçluluktu, ancak infaz edilen kimse böyle bir suçu üstlenmedi. Beş bin kişi, vatanmilleti çok severek öldürüldü. Çünkü Türk tarihinde Cumhuriyet dönemi dahil hiçbir kuşağa, vatan için yaşamak öğretilmemişti. Vatanmillet, uğrunda ölünmesi gereken bir kavramdı. "Ölirem Türkiyem..." ilkesini içeren bu anlayış, bugün de değişmedi. Türkiye bugün hâlâ, dolayısıyla yarın da mutlaka, en üst mutluluk derecesinin 'zevkten gebermek'le ölçüldüğü bir ülke. Sevinç ve keyif, kimseye 'yaşamak' eylemini anımsatmıyor, hep Nasreddin Hoca'nın: "Biraz da biz ölelim!" itiraz ve talebini çağrıştırıyor.
12 Eylül'ü hazırlayan tüm taraflar, politikacılar, sağcılar, solcular ve polisler, öylesine ölesiye sevdiler ki bu vatanı, insanoğlunun varoluş nedeni, en temel hakkı, YAŞAMAK hakkına ihanet ettiler.
Yaşam haini sağcılar ve solcular, vatanı kana boğup aşklarını kanla yıkarken, 12 Eylül 1980 günü, daha çok silahlıların daha çok vatanmillet sevdikleri görüldü. Bu tür sevgiye terör gruplarından daha idmanlı TSK, olmayan bir iktidarı darbeyle düşürdükten sonra vatanmillete musallat olan evlilik dışı âşıkları armut gibi topladı. Silaha sarılacak kadar vatan sevmeyen millet, rahat bir soluk aldı. Ancak çok geçmeden, 12 Eylül darbecilerinin vatanmilletseverlik yarışında tarafsız bir hakem olmadığı ve aslında solcuların 'işini' bitiremeyen sağcıların yanında yer aldığı anlaşıldı. Görünüşte, tutuklanan 650 bin kişinin arasında faşistler de vardı.
Ancak 12 Eylül darbecilerinin aldıkları önlem sonucu, ülkeyi kasıp kavuran terör ateşinde taraf olmayan, silaha sarılmayan ve 'solcu' tanınan onlarca bilim adamını ve aydını öldürenlerin kimlikleri asla belirlenemedi. Yüzlerce cinayet faili meçhul kaldı. Cinayetleri önlemek için iktidara gelen darbeciler ve sivil maşaları, ölümden bezmiş toplumu ölümle korkutarak 49 kişiyi, aralarında bir çocuk da dahil olmak üzere 'sallandırdılar'. Ve Genelkurmay güdümlü kurumlar aracılığıyla, yeni bir vatanseverlik türü yarattılar. Bu millet, artık kuru kuruya vatan sevmeyecek, yeni kuşaklar dualar okuyarak ve Allah korkusuyla aşılanarak filizlendireceklerdi yurt sevgisini. Ulusal eğitim, 12 Eylül darbecilerinin planıyla Kuran kurslarına endekslendi. Liselerde din eğitimi zorunlu hale getirildi. Din eğitimi görenler, üniversitede yeşermesi olası solcu allahsızlara karşı örgütlendi ve laik üniversitelerin kapıları, imanlı imam hatip öğrencilerine açıldı.
Bu açıdan baktığınızda bugünkü TSK, aslında yirmi yıl önceki komutanlarının laik cumhuriyet rejiminde açtığı gediği onarmaya çalışmaktadır. Ve bence TSK, günümüzdeki irtica tehlikesinin asıl hesabını, başta Kenan Evren, yirmi yıl önceki komutanlarına sormalıdır.
12 Eylül 1980 öncesinde de Erbakan, Ecevit ve Demirel vardı, sonrasında da. Darbeciler, ülkedeki yegâne istikrar, 'mahşer' istikrarının bu üçlüsünü politika sahnesinden silemediler. 80'lerdeki terörün yerini, PKK terörünün almasını engelleyemediler, hatta PKK terörüne karşı geliştirdikleri Türk-İslam sentezinin terörle evlenmesine şahitlik yaptılar. Bu evlilikten büyüklü küçüklü Susurluk canavarları doğdu. Hâlâ yaşıyor ve siyaset yapıyorlar.
Yirmi yılda Türkiye'deki 'kan dökücü' potansiyel değişmedi. Yalnızca uğrunda kan dökülecek kavramlar değişti. Artık vatanmillet sevgisinden değil, etnikköken ya da diniman aşkıyla ölmek ve öldürmek moda. Karşılarında ise dinibütüntekmilliyetseverler var. Birbirlerini boğazlamak için fırsat kolluyorlar.
Uğrunda yaşanacak bir Türkiye için yurttaş yetiştirmek, bu ülkede gelmiş geçmiş hiçbir sivil ya da askeri iktidarın işine gelmedi.