Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Acz ve taciz (2)

Radikal · 16 Eylül 2000

On dört yaşında bir kız çocuğuydu. Genç kız bile sayılmazdı. Öylesine çelimsiz, narin ve kırılgan. Yaşdaşlarının göğüsleri vardı artık düpedüz, onunkiler belli belirsizdi henüz. Onların sutyenlerine bakıp üzülürdü. Bir gün geç gelişmenin tadını geç yaşlara dek çıkartacağını daha bilmiyor ve geciken kadınlık baharını özlüyordu. Yemekle arası yoktu. Annesi çok dertliydi, hiçbir ev ilacı, kuvvet şurubu, iştah açıcı kâr etmemişti. Öylesine zayıftı ki, zafiyet olmasından kuşkulandılar bir ara. Annesi elinden tutup hastaneye götürdü sonunda. Kocaman bir profesöre gösterilmek üzere torpil yapılmıştı. Profesör, onları odasına aldı, asistanını çağırdı. Onu genç asistanına teslim etti, röntgenleri çekilecekti. Girdikleri röntgen odasında, ikinci bir 'genç' asistan daha vardı. "Soyun!" dediler küçük kıza. İçinden, kendisini yalnız bırakıp profesörle sohbete dalan annesine öfkelerle dolu, soyunamadı. "Soyun, soyun!" dediler, "Biz doktoruz..." Çekingenlikle çıkardı önce bluzünü, sonra fanilasını. Ciğer röntgeni çekilirken, "Oraya dön, buraya dön!" komutlarıyla birlikte, genç asistanlardan ilki göğüslerini mıncıklıyordu. Kız zayıftı ama, ne aptal, ne de itaatkâr. "Dokunmayın!" diye ihtar etti mıncıklayana. Sahte bir şaşkınlıkla arkadaşına döndü birinci asistan: "Elliyor muyum yahu ben?" Sırıttı öteki: "Yok canım, yön veriyorsun!" Bir masaya yatırdılar. Bu kez karın röntgeni çekmek bahanesiyle, açıkça okşamaya başladı birincisi. Ötekisi, gülerek 'röntgencilik' yapıyordu. İsyan dolu bir korkuyla fırladı kalktı küçük kız, doğruca profesörün odasında aldı soluğu: "Anne, bu adamlar beni mıncıklıyor!" Anne çok rahatsız olmuştu. "Öyle şey olur mu, sen yanlış anlamışsındır!" deyip utangaç bir gülümseyişle profesöre baktı. Küçük kız, inatla ısrar ediyordu: "Hayır, hayır, ellediler!" Profesör, ciddiye alır gibi göründü şikâyeti. Bu sırada iki asistan içeri girmişti, onlara sordu: "Ne yaptınız küçük hanıma?"

"Hiçbir şey hocam, öyle şey olur mu?" dedi ikisi de. Annesi rahatlamıştı. "Bak gördün mü?"

dedi kızına. "Sen yanlış anlamışsın, onlar doktor, iyi niyetle dokunurlar!" Küçük kız, kötü niyetle ellediklerini anlatmaya çalışıyordu. Üstelik onlar değil, o dokunuyordu. Doktor gibi değil. Öteki de gülüyordu, anlıyor muydu annesi?

Anne anlamamazlıktan geldi. Koskoca profesörün önünde, ayıp olurdu olay çıkarmak. Ne de olsa torpille gelmişlerdi, bilmem kimin hatırı vardı. Hastaneden çıktıktan sonra BİLE kızına hak vermedi.

Küçük kız annesini kolay bağışlamadı, tacizi hiç unutmadı. İlki değil, ikincisiydi ve daha çok tacizler yaşayacaktı. Ama on dört yaşında uğradığı haksızlıkta, tacizden çok 'inanılmamak' kırmıştı

onu. İnanılmamanın ve savunulmamanın acısını yıllarca taşıdı. Hâlâ da taşır. Tüm kadınların taşıdıkları gibi, utançla karışık bir ACZ duygusu içinde. Çünkü taciz karşısında acizdir, kişi. En çok

bu savunmasızlık, acz yaralar.

Türk medyasını günlerdir meşgul eden, magazin dünyamızın 'in' tacizi, Buket Saygı adlı manken kızımızın, sinemanın andropoz prömiyeri Kadir İnanır tarafından uğradığı taciz, bildiğiniz gibi. Kişisel fikrim, söz konusu tacizin kesinlikle doğru olduğu yolunda. Mesajlar maalesef umuma malum. Taciz ortada da, acz yok. Maşallah ne taciz eden ettiğini inkârda acz içinde, ne de taciz edilen kendini savunmaktan aciz. Saç saça baş başa olmasa da, medyalar aracılığıyla bir mahalle kavgası yapılıyor. Mahalle ağzıyla yapılan kavgalarda, haklı haksız birbirine karışır ve onurlu bir mücadeleden söz edilemez. Kendisini savunmaktansa savundurtmayı yeğleyen Buket kızımız, soyadındaki Saygı'yı ne kadar arasa bulamayacak gibi görünüyor. Sevgilisi Çelik, tam bir fenomen ya da 'showman'. Mesajları doğrudan yargıya iletip, gevezelikten arındırılmış doğru birkaç sözde bulacağı onuru, magazincilere peşkeş çekti. Kıl özürlü Gadir ağa ise, soyadını hiç hak etmiyor! Hele hapishanedeki 'adi' suçlu hayranlarından aldığı: "Öl de ölelim, o kızı temizleyelim ağbi!" mesajlarını, basına çok duygulanmalarıyla birlikte açıklarken, ne İnanır, ne de inanılır gibi. Düpedüz adi bir tehdit suçlusu.