Kofluğun bedeli (1)
Radikal · 20 Eylül 2000
Bir genelleme yapmak istemiyorum, ama Türkiye'de 1950'li yıllarda doğan benim kuşağım, bilerek ya da bilmeyerek 'ırkçı' yetiştirilen bir kuşaktı, galiba. Galiba diyorum, çünkü 'ırkçılık' tınısı yoktu bize verilen 'yurtsever' eğitimde. Ama tanısı vardı ve yine biz, yurtsever diye hafifçe ırkçı yetiştirilen yaşıtlarım koyduk bu teşhisi zaman içinde. Örneğin küçücüktük, uyduruk sözcükler beller, eğlenceli ses oyunları oynardık; masum olmadıklarını yıllar sonra anladım. En sevdiğimiz ses oyunlarından biri, gece yatağından kalkıp takunyalarıyla 'hela'ya giden adamın yürüyüşünü, hela kapısını açışını ve ihtiyacını giderişini, salt ERMENİ ADLARI kullanarak anlatan fıkraydı:
"Artin, Garabet, Artin, Garabet Mıgırdıııç...
Bogos!"
Günümüz evrensel ölçüleri içinde resmen ırkçılık sayılacak, çünkü toplumsal bir azınlığı küçümseyen, hor gören, alay eden bu fıkrayı, elbette biz minikler üretmemiştik. Bazı büyükler tarafından üretilmiş ve bize öğretilmişti. Ancak 50'li yıllarda doğmuş kuşaktan bazılarının şansı, ırkçılık ve ayrımcılık kokan böylesi tuzakları aşabilecek siyasal bilince erişmek oldu. O yıllardan bu yıllara hemen TEK değişmeyen ise, Türkiye'nin düşmanlarla çevrili olduğu DEVLET anlayışı. Bu devlet anlayışıyla, Selanik'te bomba patlattık, 6-7 Eylül'ü yaptık. Sonra da Yunanistan niye bizi sevmiyor, dedik. Güneydoğu Bölgesi'ni TBMM'de yemlediğimiz aşiret reislerinin, ağaların, şeyhlerin hükümranlığına terk ettik; PKK ortaya çıkınca Suriye besliyor, Rusya, İran, Irak besliyor, diye belledik. Oysa bizim beslemediklerimizi, birilerinin başka türlü besleyeceği apaçıktı.
Çocukken sevdiğimiz uyduruk sözcüklerden biri de, Rus adı tınısını vererek yaptığımız Rus düşmanlığıydı: İRİS..KİNİÇİKOF. Noktalı yerdeki tek harfi, zahmetsiz bulursunuz sanırım.
Ve bugünkü mantığımla ben diyorum ki, aslında İRİSESİNİÇİKOF. Ve Türkiye'nin en iri, içi en kof sesi, hâlâ ağzımızı doldura doldura söylediğimiz ve muhtevası artık bomboş, 'devlet' sözünün sesi. Boşluğun tanımı yapılamaz. Oysa tüm politikacıların, hemfikir oldukları tek tümce nedir? Türkiye Böyük Devlettir. Çünkü kabuğu büyüktür. Boşluğu doluluktan ayıran, o sertleşmiş kabuk. Türkiye'de devlet, 'böyük' bir kabuktan ibaret olup, her şeyini kabuk üstüne kurmuştur. Altına değil. Örnek mi istersiniz?
Dünya, derin ve ciddi bir petrol kriziyle sarsılıyor. Brüt petrol fiyatları artmaya devam ederse, tüm ülkeler zorlanır, ancak Türkiye'yi gerçek bir felaket bekler. Türkiye'deki kabuğu yıllardır kemirenler, karayollarına ve özel taşımacılığa gaz verip, demir ve deniz yollarını es geçtiler. Elâlem, araba satışları patlarken, tren ve hızlı tren yatırımlarını ihmal etmedi. Ülkelerini yalnız asfalt yollarla değil, demir ağlarla ördü. Bir kara ülkesi olan İsviçre'nin bile olağanüstü boyutlarda bir deniz filosu var, bizim kabukçular parmaklarını oynatmadılar modern denizcilik, toplu tren taşımacılığı için. Bugün yollarda binlerce insan trafik kazalarında ölüyorsa, azmettirenler onlar sayılmaz mı biraz? Yarın petrol alımı kısıtlanmak zorunda kalırsa, Türkiye'de hayat durmayacak mı?
İstanbul'da büyük bir deprem olacak, diyorlar. Hepimizin içi titriyor. Hepimizin dileği, olmaması. Ama bir an böyle bir deprem olduğunu ve İstanbul'un yarı yarıya yıkıldığını düşünün. Türkiye bu enkazın altında kalır mı, kalmaz mı?
Kalır. Çünkü Türkiye, hayati yatırımlarının yüzde doksanını bu bölgede yapmış ve hâlâ bu bölgeye yapmaktadır. Kalbinden vurulan insan gibi düşer. Kimse de kaldıramaz.
Ama kabukluk, bu abukluklardan ibaret değil. Devamı cumaya.