Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Höyük devlet (3)

Radikal · 23 Eylül 2000

Çok yazıldı, ama bir kez daha tekrarda yarar var: Bir devletin simgesel görkemi adliyeleri, vilayetleri gibi idari temsil binalarının görkemiyle belli olur. Paris Adliye Sarayı, gerçekten saraydır.İspanya'da Madrid merkez postanesi bile bizim herhangi bir vilayet konağından haşmetlidir. Oysa Türkiye'de, yüzyıllık

katmanları birbiri üstüne yığılarak viraneleşen 'höyük' devlet kurumları, özel işhanlarının, özel ticaret merkezlerinin building building yükseldiği semalarda birer gecekondu gibi dururlar.

Hatta kimi kentlerde, gerçekten kiralık gecekondularda konuşlanır adliyeler, vilayetler, tapu daireleri vb. Ve bu virane adliyelerde, evine haftada bir et götüremeyen devlet memurları, yargıçlar, savcılar trilyonluk hırsızlık davalarında 'adalet' dağıtırlar. Gecekondu kiracısı tapu dairelerinde, milyonlarca dolarlık yalılar, villalar alınır satılır. Ve tabii kimse, hiç kimse enayi değildir çünkü; ne aldığı mülkü, ne de sattığını gerçek değerinden göstermez.

Dolayısıyla 'doğru' vergiyi vermez. Niye versin ki? Asla tamamı alınamayan vergi, haksız oranda yüksektir, bir... Dürüst ödendiği takdirde, topluma yönelik bir hizmette harcanılmayacağı kesindir, iki. Depremzedelere yardım için toplanan parayı bile değerlendiremeyip, orada burada çarçur eden devlete, kimsenin güvenmemesi olağandır ve gerekir, üç.

Höyük devlet, özel mülkiyetin en iyi biçimde korunmasına hizmet ederken, kendi kendisini yedirmek, talan edilmek için örgütlenmiş olup; devlet malını, yani kamu malını çalanları 'gerçekten' cezalandırmayı öngörmez.

Son zamanlarda Paraşüt, Balina, Kartal gibi operasyonlarda, vergi iadesi başta olmak üzere devleti, dolayısıyla bizim mülkümüzü,

çeşitli yollardan soyup soğana çeviren pek çok hırsız yakalandı. Bu hırsızlar, Ceza Kanunu'nun emniyeti suiistimali içeren 508. maddesinden 2 ay ila 2 yıl arası hapis cezası ve alay eder gibi 'ağır para cezası' denilen komik meblağlarla yargılanacaklar.

Çete kurdukları kanıtlanırsa, 4422 sayılı yasadaki, 'çıkar amaçlı suç örgütü kurmak' suçundan 3 ila 6 yıl ağır hapis cezasına... çarptırılabilirlerse, çarptırılacaklar.

Oysa aynı höyük devlet, bir baklavacıdan baklava çalan çocuklara 12 yıl hapis cezası verebiliyor! Bilmem anlatabildim mi?

Höyük devlet, yurttaşların canını, sağlığını ve onurunu değil, 'cinsel namusunu' korumak için vardır: Dün gazetelerde okumuşsunuzdur,

halasının oğlunun Alman gelinine tecavüz eden bir müteahhit, 12 yıl 7 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılmış. Buna karşılık, KALDIRIMDA annesiyle birlikte yürüyen 11 yaşındaki Öznur Güven'i bir bacaksız ve annesiz bırakan, yaşamını daha başlarken karartan katil şoför Necmettin Keten için 5 yıla kadar hapis isteniyor, belki 5 yıl bile verilmeyecek. Neyin nasıl korunduğu açık değil mi?

Höyük devlet, Trafik Yasası'nı henüz çıkarmadı. Niye çıkarsın ki zaten; trensiz, vapursuz bıraktığı bir ülkeyi yollara vuran kendisi değil mi?

Ama bakın, Türk Adalet Bakanlığı iyi çalışıyor. 312'yi değiştirmeye çalışıyor, Erbakan'ı kurtarmaya çalışıyor, daha henüz yargılamadığı, yargılayamadığı vergi iadesi hırsızlarını, kendisini yolan çetecileri bağışlamak üzere 'af yasası' üzerinde çalışıyor. Hapisanelerde kuramadığı otorite zaafını, hapisaneleri boşaltarak giderecek. Yetmez mi?

Bir devletin arada bir affetmesi elbette gerekir. Ama bizim höyük devlet, bir anlık hata kurbanlarını, yeterince çile çekmişleri, hatta gereğinden fazla cezalandırdıklarını değil; kendi köküne kibrit suyu ekenleri, mafyacıları, çetecileri bağışlamaya hazırlanıyor. 312'ye gelince...

Erbakan'ın Fransız arkadaşı ve fikirdaşı, aşırı sağcı Ulusal Cephe Partisi Lideri Jean Marie Le Pen, bir sosyalist militana hakaret suçundan 3 ay hapis, 2 yıl politikadan men ve 1 milyon franklık para cezasına çarptırıldı. Hapis cezası, ikinci bir suç işleyene dek tecil edildi. Ama politika yapamıyor ve 1 milyon frangı ödedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Le Pen'in davasına da bakacak. Oysa Fransa'da kimsenin aklına, Le Pen'i kurtarmak ya da AİHM'ye karşı tedbir almak için 'yasa' değiştirmek gelmedi. AİHM'nin alacağı karara uyacaklar. Bekliyorlar.

Başka söze gerek var mı? Bu devletçilik ya da 'cik'le, höyükten böyüğe geçilmeyeceği açık değil mi?