Biseksüel politika
Radikal · 24 Eylül 2000
Mutena halkımızın, 'eşcinsellikle' tuhaf bir ilişkisi var, sevgili okurlar. Ben bu yaşıma geldim, Türk milletinin eşcinsellikten yana mı, yoksa eşcinselliğe karşı mı olduğunu anlayamadım. Tabii burada milletten kastım, siz ve ben değiliz. Her biri dünyaya bedel Türklerden söz ediyorum. Bu Türklerin geçmişine baktığımızda, özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nda; Fransızların "Hem yelkenli, hem buharlı..." diye tarif ettikleri biseksüel yaşamın pek yaygın, hatta saraylılar nezdinde olmazsa olmaz türünden bir gelenek gibi kabullenildiği açık. Her biseksüele bir de eşcinsel gerektiği düşünülecek olursa, eşcinselliğin de aynı oranda revaç gördüğünü söylemek, sanırım kehanet sayılmaz.
Hal böyle iken 'eşcinsellik' tanımı hem Osmanlı, hem de Cumhuriyet döneminde bir hakaret, bir küfür olmaktan kurtulamadı. İşte bu tezat beni şaşırtıyor! Eşcinsellik din yasakları dolayısıyla hakir görülüyor desem, Osmanlı İmparatorluğu bir din devletiydi ve en başta, 'Halife'nin ta kendisi biseksüel olup, kimi halifeler 'oğlanlarını' hanım cariyelerine tercih ederdi. Rejim desem, rejim değişti, aziz milletimin ruhundaki eşcinselliğe dönük çelişki değişmedi. Son örneğini geçen ay gördük: İzmir'de karantinaya alınan eşcinsel turistler, İstanbul'da kırmızı halılar serilerek karşılandı. Bu ne perhiz, bu ne penis turşusu diyeceği geliyor insanın. Ama eşcinsellik babında toplumsal ruh karışıklığımız, bundan ibaret değil.
İzmir'de eşcinsel turistler turizmden yasaklanınca, bütün basın ayıpladı. Gerçekten ayıp olan bu ayıbı en çok ayıplayan basın organları arasında, Sabah gazetesi de vardı. Oysa aynı gazete, Amerikan Temsilciler Meclisi alt komisyonundaki soykırım tasarısı görüşmelerine yer verdiği 16 Eylül tarihli sayısında; tasarıdan yana oy kullanacağını açıklayan Frank Pallone'nin sözlerini, adının yanına açtığı parantez içine (Homoseksüel olduğu iddia edilen Demokrat Milletvekili) yazıp yayımladı. Ama nedense, tasarıya karşı ya da yandaş diğer milletvekili adlarının yanına (heteroseksüel Demokrat) ya da (heteroseksüel Cumhuriyetçi) diye kayıt düşülmemişti. Gazetenin bu cinsellik ayrımında, eşcinselliğe dostluk mu, düşmanlık mı
yapıldığını çıkaramadım. Aynı gazetenin aynı sayısında yayımlanan Güngör Mengi'nin başyazısı, aklımı daha da karıştırdı.
Sayın Mengi, Ermeni tasarısını eleştiren 'Oy uğruna' başlıklı başyazısında, 'Erkekçe itiraf..' ara başlığıyla, Türk düşmanı eşcinsel Amerikan milletvekili olgusunu şöyle vurguladı: "Nerede seçim varsa ahlaksızlık da vardır... Homoseksüel olduğu öne sürülen Kaliforniya Milletvekili
Pallone, dünkü tartışmalar sırasında bunu 'erkekçe' itiraf etti: 'Seçmenlerim Ermeni asıllı Amerikalılar. Kim ne delil getirirse getirsin ben onlar için tasarıya olumlu oy vereceğim!'..."
Sabah gazetesi akıllı ve dinamik bir gazetemizdir. Güngör Mengi de saygıdeğer ve zeki bir gazeteci. Ne söylerse doğrudur, inanırım. Ancak bir ay önce İzmir'de eşcinsellere ayıp edildiğini savunan gazete, Ermeni yanlısı Pallone'yi 'erkeklikle' mi, yoksa 'eşcinsellikle' mi itham ediyor, anlamadım. Güngör Mengi yanılmayacağına göre; gerçekler ve mantık neyi gerektirirse gerektirsin, parti emri doğrultusunda parmak kaldıran ve bu itaatı asla 'erkekçe' itiraf etmeyen bizim politikacılar cinsel anlamda hangi eğilimdeler acaba?
Bence, Ermeni tasarısının ABD Temsilciler Meclisi alt komisyonundan niye geçtiği, Türkiye'nin tezini savunanların niye kaybettiği çok açık:
Erkeğin biri, gözüne kestirdiği hanıma kur yapmaya başlamış. Kadın dönüp: "Boşuna uğraşma," demiş, "Ben lezbiyenim!" Erkek meraklanmış: "Lezbiyen ne demek?" Kadın gülmüş: "Kadın severim..." Erkeğin yüzü aydınlanmış: "Ben de lezbiyenim öyleyse, ben de kadın severim!"
Ermeni tasarısına karşı niye eşcinsellerimizi örgütlemedik biz? Hiç olmazsa "Ben de, ben de..." deseydik, vallahi o alt komisyonun üstüne çıkardık. Ne de olsa biseksüel politikaya alışığız.