Nanik agresif
Radikal · 6 Ekim 2000
Radikal avukatları dün muştuladı: Hakkımda bir ağır ceza davası daha açılmış, sevgili okurlar. Naçiz yazarınız, zaten kendi kendine kırıp durduğu 'en çok mahkemeye verilen kadın yazar' Türkiye rekorunu, bir kez daha tazelemiş oluyor böylece. Bakıyorum da, davaların geniş geneli devleti temsil eden kurum ve kişilerce açılmış. Seçkinlerin okuduğu özgün bir gazetede, yani Türkiye'de milyonlarca seçkin olmadığına göre bir avuç diyebileceğimiz insanın okuduğu bir gazetede iki satır bir şey yazıyorum, zırt...dava. Hiç kaçırmıyorlar! Ama gözümü korkuttular. Mahkemeler çoğaldıkça, garip davranışlar başladı bende. Anormalleştiğimi hissediyorum da, adını koyamıyordum; imdadıma 'yeğen' yetişti.
Yahya Murat Demirel, tutuklanınca açıklamış: "Ben manik depresifim!" Yeğenin bugüne kadar yaptıklarını şöyle bir düşündüm, bir de kendi yaptıklarımı (yazdıklarımı) gözden geçirdim: Eğer Y.M. Demirel manik depresif ise, benim de 'nanik agresif' olmam gerekir. Nanik, bildiğimiz nanik. Agresif de saldırgan demek. Belki de cezai ehliyetim yoktur. 'Nanik agresif' olarak ne yazdığımı bilmiyorumdur. Tedavi edilirsem, belki de kaka yazılardan vazgeçer, cicilikler bicilikler yazarım ve artık hakkımda dava açmaz böyüklerim! Diye düşünürken...gözüm yine gazetelerdeki yeğen haberlerine kaydı.
Y.M. Demirel'in babası Şevket, oğlunun kendisinden on yaş büyük Ayşenur Esenlere âşık olduğunu öğrendiği yıl, oturup kızın babası Ali İhsan Esenlere bir mektup döşenmiş. "İhsancığım," diyor mektubunda, "Ayşe'yi pek severiz, çok güzel, hanım bir kızımızdır. Fakat bizim durumumuz, örf ve âdetimiz, onun (yani Ayşenur'un) dul, Murat'tan yaşlı olması ve siyaset icabı, birleşmelerine mani olmalıyız..."
Gel de bu laf üstüne 'nanik agresif' olma. Laf, laf değil bir torba inci! Otur beni diz, diyor. Nanik istiyor, kışkırtıyor, saldırganlığa çağırıyor. Tecavüz edilmek için ölüp biten mağdurlar kuramı gibi bir saçmalık, bir virgül değişince komediye dönüşen trajedi taslağı gibi bir şey, Şevket Demirel'in mektubu!
Demirel ailesinde, bekâr oğlana dul, genç oğlana yaşlı kadın almak örf ve adetlere ters düşüyor, sevgili okurlar. Ancak dul ve yaşlı kadınla evlenmesi yasaklı genç oğlanın banka soyması örf ve âdetlere düz. Çünkü ailenin örf ve âdetlerinde banka soyulmaz diye bir madde yok. Bir damat adayı, kendisinden yaşlı ve dul bir kadınla, bu böyük ailenin durum vaziyetleri ve siyaset icabı, birleşemiyor. Çünkü böyle bir birleşme, örf ve âdetlere göre ayıp. Ancak bankasının kasasından verdiği 31 milyon dolarlık kredinin yarısını kendi cebine atmak, ayıp değil. Çünkü örf ve âdetlerde, haraç alınmaz diye bir madde yok. Zaten ayaktan vurulmak da yasaklı değil, örf ve âdetlerde. Ayaktan vurulmaktan kim ölmüş ki? Dolayısıyla atış serbest. Gece yarısı kasa boşaltmak da serbest, çünkü Demirel ailesinin örf ve âdetleri, kasa boşaltmaya karşı bir madde de içermiyor. Sözün kısası, namus çok önemli Demirel ailesinde. Tabii örf ve âdetlerde olduğu kadarıyla. Dul, çocuklu ve yaşlı kadınlara nikâh kıyılmıyor. Ama imam nikâhlı yaşanabiliyor. İşte burada zurna biraz zırt diyor: Örf ve âdetler ve siyaset icabı, resmi nikâh kıyılamıyor ama imam nikâhı kıyılıyor. Acaba Demirel ailesinin örf ve âdetleri, imam nikâhını nikâhtan mı saymıyor dersiniz?
Yahya Murat Demirel'in maceralarını izleyen Türk basınında da tuhafıma giden bir 'nisyan' var. Benim bildiğim, Sayın Süleyman Demirel'in Yahya adlı bir yeğeninin başı, hayali ihracattan falan da epeyce derde girmişti bir zamanlar. Şimdilerde Yahya Murat Demirel diye anılıyor, hatta kısaca Murat Demirel deniyor. Kafam karıştı. O Yahya bu muydu, değil miydi, yoksa başka bir yeğen daha mı vardı? Niye kimse eski defterleri karıştırmıyor diye çok şaşıyorum. Acaba o davalardan, dosyalardan aklandı diye mi konuşulmuyor geçmiş?
Siyasi örf ve âdetler mi aklamıştı acaba, ilk Yahya'lıkları?