Despot ve nepot
Radikal · 8 Ekim 2000
Bana bir haller oldu, sevgili okurlar. Beynim tersine döndü, uykudayken daha iyi çalışıyor kafam. Uyanıkken arayıp bulamadığım soruların yanıtı, uykudayken şıp diye düşüveriyor aklıma. Dün gece de böyle bir mucize oldu ve Süleyman Demirel'in tüm ideolojik tarihçesini tek sözcükte özetlemek için yıllardır aradığım 'izm'i, uykuda buluverdim: NEPOTİZM. Bu sihirli sözcük, her şeyi açıklıyordu, her şeyi. Sabah kalkar kalkmaz sarıldığım sözlükte 'nepotizm' maddesi, adeta Süleyman Demirel'in has tarifiydi:
Latince'de YEĞEN, evet yanlış okumadınız, yeğen demek olan 'nepos' sözcüğünden türeyen ve İtalyanca'da 'nepotismo' diye anılan bu kavram, tarihte ailelerine çıkar sağlayan bazı 'papa'ları tanımlamak için ortaya atılmış. Günümüzde, 'bulunduğu mevkii ailesinin yararına suiistimal eden kişi'ler için kullanılıyor. Fransızca Petit Larousse, nepotizm yapan kişilere 'nepotist' mi, yoksa 'nepot' mu denildiğini açıklamıyor.
Kimilerinin Atatürk'ü 'despot' diye andıkları bir ülkede, Süleyman Demirel'e nepotist yerine 'nepot' demek, sanırım yanlış olmaz.
Demek ki sevgili okurlar, Roma tarihinde 'nepos'larına çıkar sağlayan Papalar, bizim tarihte olmuş 'yeğen' kollayan 'babalar'. Şöyle bir düşünmeye davet
ediyorum sizleri: Niye toplumda işgal ettikleri üst mevkileri, akrabalarının çıkarına suiistimal eden liderleri, 'amca' değil de, 'baba' diye çağırmış acaba suiistimal edilenler? Niye liderin çıkar sağladığı aile, aslında tüm akrabaları içeren 'yeğen' sözcüğünde özetlenmiş?
Doğru açıklamayı, ben de bilmiyorum. Ama bir kuramım var: Papalar, bildiğiniz gibi evlenmezlerdi, dolayısıyla çocukları yoktu. Roma tarihinde, Papa seçilen kişinin ilk işi, hemen 'baba yarısı' olduğu bir yeğen bulup, onu suyun başına getirmekti.
Meğer bizim 'baba', biraz 'papa'ymış mı dersiniz?
Atatürk'ün de öz çocuğu yoktu. Yeğenleri de yoktu. Manevi korumasına aldığı çocukların hiçbiri 'iş'
adamlığı ya da kadınlığına soyunmadı. Hiçbiri ihale almadı. Hiçbirisi için bilmem nerenin devlet başkanına, 'Tanırım, iyi çocuktur,' mektubu yazılmadı. Atatürk, servetinin büyük bölümünü, bildiğiniz gibi 'kamu'ya, yani bizlere bıraktı. İşte bu yüzden 'despot' diyorlar Atatürk'e. Eskiden söylerlermiş, artık kimsenin 'baba' dediği de yok. Artık Türkiye'de 'nepot'lar baba.
Türk toplumunun aile sevgisi anlayışını kavramak zor. Biri her şeyini veriyor, iyilik ediyor, okutmaya, bilgilendirmeye, çağdaşlaştırmaya çalışıyor, tek kuruşunu çalmıyor 'despot' diyorlar; tam zıttına, akın karası gibi karşıtına, 'baba'. Türkiye'de babalık, hangi ezilmişliğin, hangi boyun eğişin simgesi acaba?
Gerçek olan şu ki, Türk halkı yaşadığı ülkede nepotlar ve despotlar dışında bir üst lider örneği, ulusal çapta kabullendiği önder bir politikacı görmedi, bulamadı, çıkaramadı. Oysa Türk halkı, önderlerle yaşamaya alışık bir toplum, paylaşımcı demokrat liderlerle değil. İşte bu yüzden ve salt bu yüzden, artık nepot babalardan bıkan Türk gençliği, ne yazık ki 'despot'lar talep ediyor. Çünkü en iyi politikacı örneğini bir 'despot'ta görmüş! Yüzlerce mesaj alıyorum gençlerden, hepsi bu doğrultuda: "Biri çıksın, her şeyi, herkesi zapturapta soksun!" türünden...
Bir zamanların gençleri, şimdinin orta yaşlı kuşakları da, askeri darbecileri aynı bıkkınlık sonucu kurtarıcı diye alkışlamışlardı. Alkışlamayanlar ise, zaten kendileri kurtarıcılığa soyunan 'darbeci' adaylarıydı. Eğer başarsalardı, onlar da 'despot' olmak için yola çıkmışlardı. Solcusu sağcısı, hepsi. Tıpkı bugün, yine solda ve sağda örgütlenenler gibi.
Despotizmden nepotizme, seksen yıldır bir arpa boyu yol alamadık ve nepotlar yüzünden alamadık. Ve umut palamarını despotlardan çözmenin yolu, nepotlardan kurtulmaktan geçiyor, inanın.