Hoş geldiniz, Mehmet bey...
Radikal · 18 Ekim 2000
İnsan hayatında bazen, büyülü anlar, büyülü günler vardır. Kendinizi iyi hissedersiniz, tüm sorunlar kendiliğinden çözülür, yaşam size beklenmedik sürprizler sunar, elinizi değdiğiniz ayrıntılar aslolur çıkar. Mutlaka sizin de başınıza gelmiştir, bir sevinç
seline kapılıp, bulutlar üstünde yürür gibi yaşarız... bir süre. Büyülü zamanlar, şöyle bir düşününce, nedense ve hep insanın yeniden âşık olduğu dönemlere denk gelir. Ve gençlik yıllarında daha sık âşık olur insanlar. Daha çok büyülü zamanları vardır. Büyülü zamanlar, ömrün yarısı geçmişte kalınca ve aşklar ve sürprizlerle birlikte azalırlar.
Benim de azaldı artık, büyülü zamanlarım. Kendimi Sindirella gibi duyumsadığım anlar ve aylar, çünkü asla yıllanamadılar, çok geride kaldılar.
Ama hâlâ birbirine denk düşen, el ele yürüyen sevinçlerim var. İşte bu zincirleme sevinçlerden sonuncusunu, bugünlerde yaşıyorum. Ve büyümün kaynağında işim, gazetemiz Radikal var.
Radikal gazetesine yazdığım minik aşk öyküleri, Radikal'in beşinci yıldönümünde Om Yayınları'ndan kitap olarak çıktı ve inanılmaz bir ilgiyle karşılandı okurlar tarafından. Derken, Radikal gazetesinde
bu öyküleri yazmamı sağlayan insan, bir başka gazetenin genel yayın yönetmeni oldu. Nasıl
sevindim, anlatamam!
Radikal'in varlığını borçlu olduğumuz, çok sevip saydığımız Mehmet Y.Yılmaz'ın bürosu, kalemleri, kâğıtları ve belgeleri, DMC binasının üçüncü katından birinci katına taşınırken; yani Radikal gazetesinden Milliyet'e giderken oradaydım. Canım Serap, 'patron' diye çağırdığımız Yılmaz'ın dosyalarını toplarken bir an durdu, masaya yaslandı, öylece kaldı. Hüzünlüydü. Her alışılan yerden ayrılmak zordur, anlıyordum tabii. Ama Serap, tüm Radikal çalışanlarına bir gariplik çöktüğü zamanda benim, niçin tek başına benim, sevinç içinde şakıdığımı, oradan oraya zıpladığımı anlıyordu anlamasına da, yine de tuhaf kaçıyordu hüzünlü insanların arasındaki neşem.
Derken, geçen pazar Beşiktaş Kitap Fuarı'nda okurlarımla buluştum. Bir sevgi seli ortasında yarenlik ederken, hemen her biri aynı soruyu sordular: "Mehmet Yılmaz'a bir veda yazısı siz ne zaman yazacaksınız?" Hatta soru, kiminin gönlünde bir serzeniş gibiydi: "Diğer Radikal yazarları yazdılar, niçin siz HåLå Mehmet Yılmaz için bir yazı yazmadınız?" Ve Aşk Hikayeleri kitabımın iki baskısını bir haftada tüketen sizler, yayımcılarıma, "Bir başkadır senin okurların..." dedirten sizler, o gün, o buluşmada: "Mehmet Yılmaz'ın yazılarını çok özleyeceğiz, ona söyleyin lütfen!" dediniz.
İşte söylüyorum Mehmet bey. Radikal okurları sizi ve yazılarınızı, başta aşka dair yazılarınız olmak üzere, çok çok özleyecek. Sevgili İsmet Berkan, yabancımız değil ve Radikal'i aynı başarıyla yöneteceğine hiç kuşkumuz yok. Okurlarımız zaten ortak, onun yazılarının da tiryakisi. Aslına bakarsanız, yalnızca büronuz taşındı, yine hepimizin 'patron'usunuz. Ama işte, iki kat farkıyla ayrılan gönülleriyle özleyecek sizi Radikal çalışanları.
Ben hariç.
Radikal'deki arkadaşlarımın bildiği ve pek çok okurumun bilmediği şu ki, ben Mehmet Y.Yılmaz'ı yönetmen olarak yitirmedim, kazandım. Çünkü Milliyet de benim gazetem ve dokuz yıldır Paris'te, uluslararası Fransız televizyonunda ve basın toplantılarında Milliyet'i temsil ediyorum. Gazeteci olarak Milliyet'e, yazar olarak Radikal'e bağlıyım ve elbette seviniyorum. Çünkü beni, tıpkı Perihan Mağden'e olduğu gibi bir kitaptan, 'Topuk Tıkırtıları'ndan bulup çıkartan ve yaşamda en olmak istediğimi olduran, bu köşedeki 'naçiz yazarınızı' yaratan insan, muhabirlik mesleğinde en başarılı röportajlarımı yaptığım, en büyük heyecanlarımı yaşadığım öteki gazetemin, Milliyet'in başına geldi.
Ve Mehmet Y.Yılmaz, Radikal'i ve bizleri
nasıl yükselttiyse, Milliyet'in meşalesini de öyle taşıyacak, eminim.
Size on yıl önce baktığım kahve falındaki sonuncu keramet, sanırım şimdi doğrulanıyor Mehmet bey!