Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Kazıkların dili olsa

Radikal · 20 Ekim 2000

Sanatçı dostlar lokantada bir adamı gösterip, merhum İtalyan yönetmen Pasolini ödüllerinin jüri üyesi olduğunu söylediler ve yanına götürüp tanıştırdılar: "Bay Kazık!" Adı, Henzig ya da Henzöl gibi bir şeydi, ama kafayı 'Kazık' soyadına takmıştım, kesinlikle anımsamıyorum. Önce hiçbir şey söylemedim. Bir süre sonra birlikte yemeğe oturduk. Leziz Fransız şaraplarının da etkisiyle, ben başladım Polonya kökenli ve yazar olduğunu öğrendiğim adamcağıza, belki dil açısından ilgisini çeker diye, 'kazık' sözcüğünün Türkçe anlamlarını sıralamaya. Kazık yemenin mecazi türünden yola çıkıp; tarihte kazığa çakılarak öldürülenlerin, salt bağırsaklarını delip karaciğer, mide, dalak gibi organlara dokunmadan uzun süre can çekişmelerine yol açan cellat inceliklerine varıncaya kadar bütün bilgimi sayıp dökerken; Bay Kazık renkten renge giriyor, ancak masadakiler yerlere yatıyorlardı. Adamın ciddiyeti pek tekin değildi. Ama çevresindekileri katıla katıla güldürmenin zevkiyle, hızımı alamayıp bu kez Kazıklı Voyvoda'ya geçtim. Tam Drakula ya da kazık anlamına gelen 'Tepes' unvanıyla anılan 4. Vlad'ın, çocukken Osmanlılar tarafından 'içoğlanı' muamelesi gördüğü için Voyvoda olunca Türk düşmanı kesilip, eline düşenleri kazığa geçirdiğini anlatıyordum ki... Bay Kazık'ın yanında süt dökmüş kedi gibi oturan genç, naif bir oğlancağız gözüme çarptı. Arkadaşım, anladığımı anlamıştı. Kulağıma eğilip:

"Evet," dedi, "Bu genç çocuk, Bay Kazık'ın sevgilisi!"

Henüz utanç yaram tazeyken, yaptığım gafı yana yakıla aktardığım bir diplomat dostumun anlattığı olaya öylesine güldüm ki, Bay Kazık'a bilmeden attığım kazığa hoşgörüyle bakmaya başladım. Diplomat dostum İtalya'da bulunduğu sırada, bizim büyükelçiliğin protokol listesinde Mr. Jarak adında, üst düzeyde bir yabancı görevli yer alıyordu. Ancak Mr. Jarak, 'y' harfiyle okunuyordu. Bizimkilerin, adamı adıyla çağırmaları elbette mümkün değil. Büyükelçiliğin verdiği her davette, bizim diplomatlar konukları karşılamak için kapıda sıralanıyor ve olay adam göründüğünde, 'j' harfini olduğu gibi okuyarak: "Hoşgeldiniz Mr. Jarak!" diyorlardı kendisine. Oysa Bay Jarak, adının yanlış söylenmesine karşıydı. Kendisine Jarak diye hitap eden her görevlinin önünde duruyor ve parmağını sallayıp, dilini damağına 'Cık, cık!' diye şaklatarak: 'No, Mr. Jarakkk!' diyor ve isminin doğrusunu söylüyordu üstüne basa basa. Varın siz hayal edin, bu eşsiz telaffuz dersini dinleyen diplomatların, bastırılmış kahkaha işkencesi altındaki acılı yüz ifadesini!

Bay Kazık ile Mr. Jarak'ı, dün gazete patronluğundan şarkıcılığa derken, soluğu dolandırıcı koğuşunda alan genç adamın haberini okurken andım. Gerçi adının 'ılık'tan başka anlamı yoktu. Öylesine kirletmiştiki basın ahlakını; sanki hep halka atılan kazık, bu kez dal gibi bir 'Mr. Jarak'a isabet etmiş gibi geldi.