Sayım suyum yok
Radikal · 25 Ekim 2000
On altı yıldan beri gurbet yollarına toz attıran naçiz yazarınız, on altı yıldan beri ilk kez Türkiye nüfusundan sayılacaktı ki, kendini saydırtmadı sevgili okurlar. Tek başına direniş yaptı ve nüfus memuruna kapıyı açmadı.
Önce, bir gece önce Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek'in televizyon ekranlarından savurduğu ve sayıma katılmayacak Ankaralıları hedef alan tehditlerini izledi. Melih Gökçek'in ne olduğunu biliyordu da, Ankara halkının ve Türk kamuoyunun ve basının, sözümona demokratik seçimle işbaşına getirilen bir adamın alenen faşizan üslubuna karşı tepki vermemesine şaşırdı. Zaten çok şaşırtıcı bir ülkeydi Türkiye, çok. Sözümona demokrasiyle yönetildiği gibi sözümona AB'ye girmeye
hazırlanan bir ülkede nüfus hâlâ, kellebaş sayımı için ahıra tıkılan davarlar gibi sayılıyor ve bir belediye başkanı, sürüden uzaklaşan hayvanı döven çoban gibi cezalandırmaya hazırlanıyordu hanesinden ayrılan halkını.
Derken, sayım başladı ve ülkede 'politikacılığın' meslekten sayılmadığı, bizim politikacı sandığımız adamların aslında başka meslek erbabı oldukları ve böylece Türkiye'nin yarım yüzyıldır niçin politika kurbanı, çünkü politikacısız kaldığı anlaşıldı.
Başbakanımız, gazetecilik yapmayan bir gazeteci olarak ne yaşını biliyordu, ne de oturduğu evin oda sayısını. DSP Başkan Yardımcısı Rahşan Ecevit'in 'amatör' ressamlığı ise, DSP'yi nasıl 'gerçeküstü' ve 'absürd' bir tabloya benzettiğini açıkladı.
Bizim kendimizi bildik bileli cumhurbaşkanı, başbakan, başbakan yardımcısı ya da bakan sandığımız kim varsa, sevgili okurlar, meğerse hepsi başka 'iş' yapıyorlardı ve Türkiye'de bunca yıldır kimin devleti yönettiği, kimlerin devlet adamı olduğu sayım sırasında ortaya çıkarılamadı.
Emekli cumhurbaşkanının mesleği politikacılık olmadığı gibi, emekli bile değildi. Zaten Nazmiye hanım da o yaşında değildi. Ve 'ekonomist' Mesut Yılmaz dahil bu zevatın hiçbiri, ibraz ettikleri mesleklerini icra etmedikleri gibi, icra ettikleri mesleği de açıklayamadılar bir türlü.
Bir zamanlar ve halen 'milletvekili' olduklarını bile anımsamadılar.
Anlaşılan 'ev kadınlığının' meslek, dolayısıyla evin işyeri sayıldığı Türkiye'de, TBMM bir çalışma kurumu ve milletvekilliği iş sayılmıyordu. Bedava uçak bileti, yarı fiyatına yemek, harcırah, pasaport, maaş, hatta emeklilik maaşı alırken; ABD hastanelerinde çekap, porselen diş yaptırırken biliyorlardı da milletvekili olduklarını, ama gerçekte ne yaptıklarını bilemiyorlardı.
Sayım saatleri ilerledikçe, Türkiye'yi yönetenlerin ne yaptıklarını bilmediği gibi, bir bölüm yönetilenin de ne yaptığını bilmediği ortaya çıktı. Başbakanın evinin oda sayısını şaşırdığı Türkiye'de, elbette bazı adamlar da kaç karı aldıklarını, kaç çocuk yaptıklarını ve bu çocukların adlarını anımsamıyorlardı. Yeryüzünde ne yaptığını bilmeden yavrulayan ve yavrularının neyle ve nasıl yaşayacaklarıyla ilgilenmeden çoğalan memeli hayvan türünde bir domuzlar vardı, bir de bunlar. Ancak domuz yavruları, insanlar tarafından yenilerek yok ediliyordu; bizim bire elli veren damızlıkların yavruları ise, yamyamlık sayılacağından doğrudan yenilmiyordu. Bir bölümünün açlıktan, hastalıktan ya da trafik kazalarında ölmesi; diğer bölümünün avlanması için büyüyüp, cehalet ve işsizlik sonucu, hırsız ve terörist kıvamına gelmeleri bekleniyordu. Karı ve hane başına otuz, kırk, elli çocuk yapıp öyle ya da böyle ölüme gönderen bu damızlık babaların ve anaların hiçbiri, sayım sırasında çıkıp: "Mesleğim caniliktir!" demedi, sevgili okurlar.
Naçiz yazarınız da, böylelerinin 'adam' sayıldığı Türkiye'de nüfustan sayılmaması gerektiğine karar verdi ve sayım görevlisine kapıyı açmadı.
Başbakanın 'gazeteci' yazıldığı bir sayımda, ne diyebilirdim ki mesleğimi soran sayım görevlisine? Boşayazan mı?