Türbanlar ve kurbanlar
Radikal · 28 Ekim 2000
Ensar Altun anlattı: Yıl 1978. Dev-Yol'un oldukça kalabalık bir yandaş topluluğu edindiği Artvin, Şavşat ve Ardanuç yörelerimizde halk örgütlenmiş ve bir gövde gösterisi yapmaya karar vermiş. O sıralar Dev-Yol'un son moda sloganı, 'Kahrolsun Oligarşi!' Dillerinin pek dönmediği oligarşinin ne olduğunu hiç merak da etmeyen köylücükler toplanmış, sokaklara dökülmüş: 'Kahrolsun Konukomşi!' diye bağıra bağıra yürümeye başlamışlar. Ensar, "Konukomşi'den komşuluğu anlamadıkları kesindi, çünkü yanındaki komşusuna kahrolsun diye bağıran, komşusuyla el ele yürüyordu!.." diye gülüyor.
1996 ve 1997 yıllarında, Radikal sütunlarında yasakçı toplum baskısı sonucu Türkiye'de intihar oranının arttığını, daha da artacağını ve bu konuda hiçbir araştırma yapmak gereği duyulmadığını yazdığım zaman, tam bir yaylım ateşine tutulmuştum sağcı kesim tarafından. Karamsarlıkla suçladılar, müneccim olup olmadığımı sordular alayla. Ben müneccim
değilim elbette, ama sosyolog olduğum unutulmamalı. Salt kendi arşivlerimden bile ortaya çıkıyordu acı gerçek.
Sonuçta ve nihayet dün, Milliyet gazetesindeki köşesinde Taha Akyol da, intihar olgusuna bir araştırmaya dayanarak yer verdi. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Doç.Dr. Aytekin Sır, 1997 yılında Diyarbakır Adliyesi'ne intikal eden 134 intihar dosyası ve DİE verilerine dayanarak bir tablo hazırlamış. Tabloya göre, Doğu bölgelerindeki intihar olaylarında olağanüstü bir artış var. Ve Türkiye genelindeki intihar oranları incelendiği zaman, Doğu bölgelerinde intihar eden iki kadın bir erkeğe karşı, Batı bölgelerinde iki erkek bir kadın yaşamına son veriyor. Özetle Doğu'da yaşayan (yaşamaya çalışan) kadınlardaki intihar oranı, Batı'daki umutsuz hemcinslerinin tam iki katı.
Veriler, buraya kadar doğru. Ancak Doç. Dr. Aytekin Sır'ın araştırmasından bir sonuç çıkarılmış ki, yontucu keseri olsaydı hizmetinde olduğu davaya ancak bu kadar doğrardı intihar olgusunu! Araştırmanın kıssadan hissesi Doç. Dr. Sır'ın mı, yoksa Akyol'un mu belli değil. Ancak yazıda, aynı siyasal düşünceleri paylaşmasak da merakı ve çalışkanlığıyla takdir ettiğim Taha Akyol, feodal toplum yapısının ev kadınları üstünde kurduğu baskı sonucu intihara sürüklenen zavallıların kurtuluşunu, getirmiş 'başörtüsünün sayısız faydalarına' bağlamış, sevgili okurlar! Ve diyor ki: "Sosyologlara göre türban, kadınların bu sosyal izolasyondan dışarı çıkıp topluma katılmak için başvurulan bir sosyalleşme aracıdır!"...
Şaşırmaktan öte, küçük dilimi yuttum, desem yeridir. Taha Akyol'a haşa saygısızlık etmek istemem. Ama bendenizi bilirsiniz, yuttuğum dilimi pek de ağzımın içinde tutamam, yoksa rahat uyuyamam ve uykum kaçmasın diye, sayın Akyol'a söyleyecek bir çift sözüm var: Sizin sözünü ettiğiniz türban yanlısı sosyologların sayısı, sayın Akyol, benim bildiğim ikiyi geçmez. Belki dörttür de, ben ikisini iyi bilirim. Türbanı savunurlar, kendileri magazin dergilerine çamaşırcı kadın ya da manken kılığında seksi pozlar verirler, arada bir de uluslararası platformlarda Ağa Han Vakfı'nın tüzüğündeki birinci maddeyi, yani 'İslamiyeti tanıtmak,' görevini yerine getirirler. Bu maddeye uymak, onların asli görevidir, çünkü bu vakfın önce burslu, sonra ödüllü ve ömür boyu maaşlı elemanlarıdırlar ve uluslararası platformlara söz konusu vakıf tarafından önerilirler. Ancak kendi açık seçik cinsel çekicilikleri ile savundukları İslamiyet hicabı 'türban' bir çelişki sayılmaz. Çünkü Aga Han Vakfı'nın arkasında ABD'nin 'ılımlı İslamiyet' projesi vardır. Bu bir.
İkincisi sayın Akyol, siz ya da Dr. Sır, bırakın tüm Türkiye'de intihar eden kadınların saçını başını; araştırmanın dayandığı Diyarbakır ve Batman'da intihar eden kadınların giyimine kuşamına bir göz attınız mı? Hangisinin kolu bacağı görünüyordu, başı açıktı yaşarlarken? Yoksa cesetleri mi çıplaktı?
Kadının sosyal yaşama katılmasını yasaklayan, eve kapatan pederşahi geleneksel zihniyetin, dinden bağımsız olduğunu hangi kendini bilmez cahil sosyolog söyleyebilir acaba? Ben görmeyeli ülkemizde, 'laik feodalite' diye sanal bir toplum biçimi mi türedi yoksa? Feodalite kavramının tam ortasında ve temel direğinde, din ve din yasaklarının bulunmadığını gerçek bir sosyolog, gerçek bir düşünür duysa, neresiyle güler acaba?
Kadınlara ölümü özleten sistem, pederşahi gelenek sistemi, feodal toplum yapısı, din ve yasaklarına dayanmasa çökerdi, hocam!
Birileri 'Kurban!' diye haykırıyor, diğerleri 'Türban!' diye yürüyor.
İntihar gibi sonsuz bir umutsuzluğa, çare diye kaynağını sunmayın lütfen.