Maymun dayağı
Radikal · 3 Kasım 2000
Dayak var, dayak var, sevgili okurlar. Her dayağa dayak denmez, denilen her dayak yenmez. Türk ulusunu ulus yapan harcımız Türkçe ve güzel dilimizde 'dayak'ın çift anlamına bakılacak olursa, ulusumuzun kaynağında 'dayak'ın bulunduğu kolayca görülür. Hatta halkımızı birbirine kaynaştıran dilimizin 'dayak' üstünde durduğu şıp diye anlaşılır. Dayak sözcüğü, Türk insanına özgü çelişki yumağının en anlamlı sesi, bilinçaltı karışıklığımızın ifadesidir.
Dayak demek, destek demektir.
Dayak demek kötek yemektir.
Destek isterken kötek yemeye ya da dayak atarak destek vermeye işte bu yüzden alışığızdır. Evimizde dayak vardır, okulda dayak vardır, sokakta dayak vardır, Meclis'te dayak vardır. Kimi kez atar, kimi kez yeriz, ama payandamız dayak, dayağımız payandadır, ruhumuzun terbiyesi dayakla sağlanmıştır.
Bildiğiniz gibi her meydanın bir dayağı, her meydan dayağının da bir seyircisi bulunur. Cennet yurdumuzda şu günlerde, henüz yolsuzlara olmasa bile yolsuzluklara meydan dayağı atılıyor. Ancak benim şaşırdığım, meydanda seyirci yok. Seyirci meydana inmedi. Bankaları kimin batırdığını biliyoruz, bankaların nasıl battığını da biliyoruz. Ancak bu batık bankalara para yatıranlar, ortada görünmüyor. Nasılsa devlet garantisi var, paramızı alırız diye düşünüyorlar. İyi güzel de, hiç olmazsa ilkeli bankacılık için, bizim paramızla dönen kamu bankalarını hortumlatan bir devlet düzenini protesto etmek için iki çift laf edemez miydi batık ya da yatık, tüm banka mudileri? Aynı olaylar dünyanın herhangi bir başka ülkesinde yaşansa, paraları batmasa da yürürdü tüketiciler. Oysa Türkiye'de kimsede tık yok. Sanki koşullanmışlar. Önce bankaların nasılsa batacağına koşullanmışlar, sonra nasılsa paralarının konu komşu, yani devlet tarafından ödeneceğine koşullanmışlar; belki aralarında bankanın batacağını bile bile domuzdan kıl koparmak kârdır diye batacak bankaya yüksek faizle para yatıran bile vardır, ne bileyim ben. Ama bu batıkları yüklenecek olanların sessizliği, gerçekten ilginç. Acaba nasıl tepkisizliğe alıştırıldı dersiniz Türkiye'de insanlar?
İnsanları bilmem ama, okurum Bilgin Eryüksel maymunların nasıl eğitildiğini pek güzel anlatmış. Atamız maymun ırkı üstünde terbiye deneyi yapmak isteyen uzmanlar, bir kafese beş maymun kapatmışlar. Kafesin ortasına bir merdiven, tepesine de bir muz hevengi asmışlar. Maymunlar, her merdivene tırmanıp muzlara ulaşmaya çalıştığında, üzerlerine tazyikli su sıkmışlar. Akıllı hayvanlar olan maymunlar, bir süre sonra hem merdivene çıkmaz olup, hem de çıkmak isteyeni kendi aralarında engellemeye başlamışlar. Uzmanlar da su sıkmayı kesmişler. Ancak içerdeki beş maymundan birini çıkarıp yerine yenisini koymuşlar. Yeni maymun tabii ilk iş, merdivene ve muzlara saldırmış. Ama deneyimli dört maymun, yeni yetmeye bir güzel meydan dayağı çekip tırmanmasını önlemiş. Yine bir süre sonra terbiye uzmanları, koşullanmış maymunlardan birini daha alıp yenisini salmış içeri. Zavallı acemi, merdivene daha ilk hamlesinde, ötekiler tarafından bir güzel dövülmüş. En çok dayağı da ilk değiştirilen ve kendisi kafese girdiğinde niye kötek yediğini bilmeyen maymundan yemiş. Derken uzmanlar, üçüncü koşullanmış maymunu da değiştirmişler. Yeni meydan dayağında, dayak atanların ikisi, yeni geleni niçin dövdüklerini kesinlikle bilmeden basıyorlarmış köteği.
Böyle böyle, son iki koşullanmış maymun da değişince... Tepelerinde koskoca bir muz hevenki sarkan beş maymun, merdivene yaklaşmaz olmuş. Su cezasından habersiz, niye merdivene çıkılmaması gerektiğini bilemeden, sanki kendiliklerinden, muz sevdasından vazgeçmişler. Çünkü bu kafeste işler böyle gelmiş, böyle gidermiş!
Acaba Yahya Demirel, 'muz cumhuriyeti!' diye bağırırken, böyle bir kafesi mi kastetti? Muzu Yahya yediğine göre, dayağı kim yedi? Suskunluğumuza bakılırsa, muzlara yaklaşmamayı iyi öğrenen bir bizler varız. Ne de olsa muzlar hep onlarındı, cumhuriyet de bizim.