Milena, istifa!
Radikal · 5 Kasım 2000
Biliyorsunuz naçiz yazarınız uyanık yazardır ama uykuda düşünür, sevgili okurlar. İşte dün geceki uykumda, bugün yazacağım iki yazı konusu çarpıştılar. Kafamın, sol elimi yöneten sağ lobu, illaki Adalet Bakanlığı orduları komutanı Türk'ün, Uşak meydan savaşında Sultan Nuriş çapulcuları karşısında uğradığı yenilgiyi yaz, diyordu. Sağ elimi yöneten sol lobum ise, Milena'nın aşkını anlatmamı istiyordu. Boğuşma korkunç oldu; rüyamda bizim sarışın güzeli Milena'nın saçları dökülüyor, boyu kısalıyor ve suratı tıpa tıp Hikmet Sami Türk'e benziyor, oysa nefis dekoltesinden görünen güzel göğüsleri aynı kalıyordu. Sizin anlayacağınız Dr. Jekyll ve Mr. Hyde boğuşuyordu rüyamda, tam bir kâbustu! Ama uyandığımda, sorunu çözmüştüm, Milena'nın aşkıyla Hikmet Sami Türk'ün dramını birlikte yazabilirdim, apayrı iki konu gibi görünmekle birlikte pekâlâ aynı sonu paylaşıyorlardı: Milena kendisini aşağılayan âşığından ayrılamıyordu bir türlü, Hikmet Sami Türk de dolduramadığı koltuğundan.
Milena, dünya güzeli bir sarışın, asıl adı Mylene, nüfus kâğıdı Fransız, ama ben ona Milena diyorum. Çünkü dedesi Rus ve damarlarındaki kanda olmasa bile, yüreğinde yüzde yüz bir Rusluk taşıyor, hayatı bir Rus tutkusuyla yaşıyor. Kahve kadife renginde kocaman gözleriyle âşık bir kadından çok, sadık bir köpek gibi bakıyor sevgilisi Bertrand'a. Çıldırmak işten değil. Onu her görüşümde boynuna sarılıp: "Bırak bu herifi, koyver gitsin, bu kadar alçalamazsın, lütfen biraz gururlu ol!" diye bağırasım geliyor. Bağırmıyorum. Çünkü Bertrand'ın, bu şekilde bağırılması gereken bir değil, üç sevgilisi var, bunlardan yalnızca biri Milena. Üstelik üç kadın, hem birbirlerinden haberli, hem de evde iki çocukla bekleyen resmi hanıma tahammül ediyorlar. Şimdi diyeceksiniz ki, Bertrand denilen adam herhalde bulunmaz hint kumaşı, müthiş bir erkek, yakışıklı, kültürlü ya da varsıl, yani hiç olmazsa bir özelliği var ki kadınlar tarafından paylaşılamıyor. Ne gezer! Bertrand, sabahtan akşama kadar sarhoş gezen, dolayısıyla hiçbir kadının cinsel performans beklemediği biri. Yakışıklı değil, varsıl değil, kültürlü değil, zaten
24 saatte doğru dürüst kafa çalıştırabildiği zaman dilimi, herhalde sabah evden çıkıp meyhaneye koşarken geçirdiği on beş dakikadır. Bertrand'ın biz dışardan bakanların gördüğü tek özelliği, sevgili okurlar, komik bir adam olması. Çoğu kendi sarhoşluklarıyla ilgili gülünç öyküler anlatması; nokta, satırbaşı.
Geçen gece müdavimi olduğumuz bara Milena ile geldi Bertrand. Milena sesini çıkarmadan, 12 YILDIR âşık olduğu komik adamın, bardaki bütün kadınlara sırnaşmasını seyretti. Derken içeri, yeşil ceketli iri yarı bir kadın girdi. Milena kulağıma eğilip: "İki numara!" diye fısıldadı. Yani iki numaralı sevgilisini de bara çağırmıştı efendisi. Gece boyunca iki kadın, birbirleriyle konuşmadan Bertrand'ı paylaşmaya çalıştılar. Bir onu öptü ayyaş herif, bir ötekini. "Nasıl tahammül ediyorsun?" diye sordum Milena'ya. "En çok beni seviyor!" demesin mi? DNA'sına Rus kanı bulaşan kadınların, galiba hepsi arıza. Bacaklarına jiletle sevgililerinin isimlerini yazan Rus kadınları geldi aklıma. Oysa Milena'nın yarısı Fransızdı, bir isim yazmıştı jiletle yüreğine, 12 yıldır kanıyordu.
Şimdi diyeceksiniz ki, Milena'nın enayiliğini anladık da, anlattığın öykünün Hikmet Sami Türk'le ne ilgisi var? Vallahi gerçekten var mı bilmiyorum ama, rüyamda Hikmet Sami Türk'ün karşısına geçip: "Milena istifa!" diye bağırıyordum, sevgili okurlar. Türkiye'deki tüm seyirciler, hatta başta en ilgililer, Hikmet Sami Türk'ün düştüğü durumu görüyorlar da, Türk'ün kendisi istifa etmesi gerektiğini görmüyor ya, uykuda yazı bu kadar oluyor; karıştırdım bakan olduğuna inanan Türk'le, sevildiğine inanan Milena'yı.
Ancak Türk'ün durumu daha vahim. Nuriş'lere boyun eğerek, adalet olduğunu sanıyor.