Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Suç, infaz ve şinanay

Radikal · 8 Kasım 2000

Yarın İstanbul'a geliyorum. Yine. Okurlarımın inanılmaz sevgisi, kitapların çekici kokusu ve uçak korkusu birbirine karıştı, ödüm kopa kopa yollara düşüyorum. Sizlerle buluşmaya geliyorum, söz vermiştim, tutuyorum, yarın saat 15.00'te Tüyap Kitap Fuarı'nın A Salonu'nda olacak, Aşk ve Cinayet konulu bir panelden sonra sizlerle sohbet edecek, kitaplarımı imzalayacağım. Eğer uçağın kalkışında fücceten öteki dünyayı boylamazsam, hava boşluklarını kalp sektesi geçirmeden atlatırsam, uçağımız sağ salim varırsa İstanbul semalarına, vardım demektir menzile, nedense inişlerde korkmuyorum. Çünkü genelinde zil zurna sarhoş oluyorum. Hem içkiden, hem de güzelim THY hosteslerinin özgün nezaketinden. Meğer aralarında pek çok okurum varmış, yeni öğrendim inanılmaz bir şefkatle 'first class' muamelesi çekiyorlar naçiz yazarınıza, en diplerde otursam da şampanya servisi yapıyorlar. Yazarlığın böyle güzellikleri de var işte, bazen duygulanıp ağlamak geliyor içimden. 'Aşk ve Cinayet' konulu panelde, yazar Ahmet Ümit'le birlikte olacağız yarın. Ahmet Ümit, bence Türk polisiye romanının bir numaralı imzası. Cinayet uzmanı o, aşk uzmanı bendeniz, bakalım neler yumurtlayacağız. Konuyu Om Yayınları'nın yaratıcı ozanı Nevzat Çelik tespit etti; niyeti bana cinayeti, Ahmet Ümit'e aşkı anlattırmak, umarım kansız cesetsiz bir aşk cinayeti işleriz.

Türkiye bir aşk ve cinayet ülkesi, bildiğiniz gibi. Bilmediğimiz, âşıkların mı, yoksa canilerin mi daha çok sayıda oldukları. İlk bakışta, ikinciler daha kalabalıkmış gibi görünüyor ama.. çoğu cinayetlerin aşk ve kışkançlık yüzünden işlendiği düşünülürse, belki de aşkın bir biçimidir Türkiye'de cinayet.

Ancak cennet ülkemizde hemen her neden, bir cinayet konusu olabiliyor. Bazen cinayetin cezasını veren adaletin infazı bile cinayete yol açıyor. Hikmet Sami Türk isimli zata da, bu adaletin bakanı diyorlar. Cezaevlerine giren silahlardan, haraçlardan, sözümona mahpusların serbestçe işlediği cinayetlerden kesinlikle sorumlu olmayan Adalet Bakanı Türk; Uşak Cezaevi'ndeki rezaletten sonra bile istifa etmedi, çünkü istifa nedir, bilmiyor. Kimse de kendisine öğretmediği için sebatkâr bir sorumsuzlukla çalışıyor gündüz gece. İçerde cinayet işleyen katilleri dışarı atmak üzere 'af' yasası üstünde çalışıyor, yıllarca Türkiye'nin cebinden yiyenlerin Türkiye'nin beynini yiyen amcasını ombudsman yapmak için çabalıyor, her hafta en az bir nutuk atıyor, attığı nutukları tüm basına

e-postalıyor ve bütün bunlar yetmiyormuş gibi, bir de beni mahkûm ettirmeye çalışıyor, sevgili okurlar. Evet, yanlış okumadınız. Adalete bakan ve adalete bakarken Uşak Cezaevi'nde yaşanan cinayet ve rezalette hiçbir sorumluluğunu göremeyen Hikmet-i Sami'den sorulan Türk, naçiz yazarınızdan hesap sormaya kararlı. İki yazımdan davacı. Bakanlık olarak 159. maddeden Ağır Ceza Mahkemesi'nde, yani ağır hapis cezası istemiyle, bakan olarak da Asliye Ceza Mahkemesi'nde, yani hafif hapis ve epey manevi tazminat istemiyle yargılatıyor naçiz yazarınızı.

Burası Türkiye, normaldir. Nuri ve Vedat Ergin'in silahlarını ellerinden alamayanlar, yazarların kalemini kırmaya çalışır. Türkiye'de kör tuttuğunu döver ve bakan istifa etmez. Çünkü yazar yazdığı yazıdan sorumlu ama, Adalet Bakanı cezaevlerindeki rezaletten sorumsuzdur, işte bu kadar. Şinanay yavrum, şinanay...