Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Mavi Sakal

Radikal · 10 Kasım 2000

Cinsi latif diye anılan, analığın ve şefkatin simgesi kadınlar, canilere âşık olabilir mi? Üstelik kadın katillerine? İçinizden geçeni okur gibiyim. Abdullah Çatlı'lara, Sedat Bucak'lara, Mehmet Ağar'lara, Özer Çiller gibilerine âşık olabiliyorlarsa, gangsterlerle evlenebiliyorlarsa, kaçakçılarla, hırsızlarla, komisyoncularla, işkencecilerle, mafya babalarıyla, eroin tüccarlarıyla yaşayabiliyorlarsa, niye kadın katillerine de tutulmasınlar, diye düşünüyorsunuz. Doğrudur. Üstelik bazen, bazı suçlar, kadın ya da erkek, bazı insanları 'tahrik' bile eder, aşk ve meşk bâbında. Tarih, bunun örnekleriyle doludur. En ilginçlerinden biri de Landru'nun yaşam öyküsüdür.

Masaldaki Mavi Sakal'ın burnundan hık demiş gerçek yaşama düşmüş Landru'nun asıl adı, Henri Desire Nandru'ydu. Ancak her kurbanı, onu başka bir adla tanımıştı. Paris doğumluydu ve mühendis olduğu söyleniyordu. 12 Nisan 1919'da tutuklanan Landru, dört çocuklu bir aile babasıydı ve çocuklarıyla karısını, baştan çıkardığı 283 kadının nesi var, nesi yok araklayarak, en azından 11'ini de öldürerek geçindirmişti.

Landru, suçunu asla itiraf etmedi. Tam olarak kaç kadını öldürdüğü kesin saptanamadı. Ancak gerek polis, gerekse mahkeme heyeti, Landru'nun en azından 11 kadını, önce öldürüp ardından kuşbaşı doğrayarak Gambais köyündeki villasının kuzinesinde yaktığına

emindi. Katil, bir mühendis titizliğiyle tuttuğu hesap defteri sayesinde kendini ele vermişti. Defterde 11 kadının adı ve her kadını öldürmek için villasına götürdüğünde, Paris-Gambais arası iki gidiş, tek dönüş biletinin faturası vardı. Cesetleri kesmek için satın aldığı eser, testere, balta, bıçak gibi 'iş' aletlerinin de tek tek fiyatları yazılmıştı. Villa çevresinde yapılan kazılarda, pek çok kafatası ve insan kemiği bulundu. Caninin caniliğinden kuşku yoktu. Ancak tüm mahkeme boyunca, Landru'nun yargıçları şaşkına çeviren zeki çıkışları, hatta savcıyı gülünç duruma düşüren alayları, demir parmaklıkların ardındaki katile pek çok kadının abayı yakmasına yol açtı. Suçlu, mahkemenin devam ettiği sürece yüzlerce kadından aşk memtupları aldı, hatta bunlardan biri, kendisine: "Daima seninim, hatta kuzineye kadar!" diye yazmıştı. Söz konusu kuzine, cinayet davasının en gizemli deliliydi. Ne mahkeme heyeti, ne de uzmanlar, Landru'nun bu küçücük ocakta 11 insan gövdesini nasıl yakabildiğini çözemediler. İçi tertemizdi ve hiçbir ipucu bulunamamıştı. Ama Landru, 24 Şubat 1922'de kafası giyotinle kesilerek idam edildi.

1984 yılında, Fransız Adalet Bakanı Robert Badinter, tarihçi Alain Decaux'ya Landru'nun 'itiraf' belgesini sundu. Katil, bir kâğıda nedense öldürmediği sonuncu metresinin mahkemede söylediği sözleri yazmıştı: "Yemek yapmak için kuzineyi yaktık. Bana çok küçük bir ocak gibi geliyordu. Ama Landru, kuzinenin pek kullanışlı ve içinde ne olursa olsun yakılabileceğini söyledi..." Landru, mahkeme kayıtlarına geçen bu ifadeyi yazarken 'ne olursa olsun' sözünün altını birkaç kez çizmişti. Yani ceset parçalarını yaktığını itiraf ediyordu. Bu belgeyi, idamından önce avukatına vermiş ve açmadan saklamasını söylemişti. Müvekkiline sadık avukat, öyle iyi saklamıştı ki belgeyi, Fransız adalet tarihi, Landru'nun itirafını ancak 62 yıl sonra edinebildi.

Landru idamından önce itiraf etseydi eğer cinayetlerini, yine aşk mektupları alır mıydı dersiniz? Ülkemizdeki katillerin karılarına bakın, yanıtı bulursunuz.