Olivier'nin resmi
Radikal · 11 Kasım 2000
Ona ilk kez, bir Paris kahvesinde rastladım. Günlerden cumartesi, zamanlardan akşam vakti ve mekân tabii ki, yolu Paris'e düşen ya da yolunu Paris'e düşüren Türklerin randevusuz buluşma yeri La Palette kahvesiydi. Tezgâhın önünde ayakta ve diğer müdavimlerden bir baş yukarda duruyordu. Bir baş yukarda duruyordu, çünkü hepimizden uzun boyluydu.
Ama o yukardaki başıyla aslında bizim aramızda değildi, gülümseyerek konuşurken insanlarla, gaipten gelen bir mesajı dinler ve hiçbirimizin göremediği
uzak dünyaları seyreder gibiydi. Onu hemen, çok sevdim. Zaten bir süre sonra, onu sevmeyen kimsenin olmadığını hayretle görecek ve istisnasız tüm insanlarda sevecenlik uyandırdığını anlayacaktım.
Dostu da düşmanı da çok olan biri olarak, HERKES tarafından sevilen ya da nefret edilen insanlar bende şaşkınlık uyandırırlar. Olanaksız gibi gelir aynı duyguların bir insana doğru aynı dalgada yayılması. Ama onu sevmemek, gerçekten mümkün değildi. Çünkü o.. İsa'ya benziyordu. Sakalı kırçıllaşacak kadar yaşamış, bozulan gözlerine gözlük takmış,
ama akıp geçen zaman üstünde yürürken hiç ıslanmamış bir İsa'ya. Zaten yürürken, bizimle birlikte kahveden çıkıp lokanta gibi midevi bir yere doğru yürürken bile, dikkat ettim, ayakları yere basmıyor gibiydi. Çamura bassa pabucuna kir bulaşmıyordu. Oysa göbek adı, adı ve soyadıyla, toprak ananın en derinlerine kök salan, meyvelerinden bir kültür yaratan en eski, en sağlam ağacın adaşıydı.
Olivier O. Olivier. Bay Zeytinağacı.
Olivier, bir ressam. Hem de çok büyük bir ressam. Resimleri didik didik incelenen, kitaplara konu olan, dünyanın dört bir yanında sergilenmiş bir ressam. Çünkü Olivier, düşüncenin resmini yapıyor.
"Tüm çabam, unutmak," diyor. "Felsefeyi unutmaya çalıştım. Nietzsche'yi unutmaya. Ama bana rağmen benden içre bir temel kaldı felsefeden."
1 Mayıs 1931 günü Paris'te dünyaya dikilen bizim Zeytinağacı, Sorbonne Üniversitesi'nden Felsefe lisansıyla kök salmaya başlamış yaşama. Baron Mollet, Boris Vian, Maurice Saillet, Max Ernst, Man Ray, Maurice Duchamp, Pierre Emmanuel'in 1948 yılında kurdukları ve Alfred Jarry'nin isim babası olduğu 'Pataphysique', yani fizik ve metafiziğe inat 'istisnaların bilimselliğine' dayanan felsefe ekolünün bir üyesi Olivier O. Olivier. Hatta bu uçuk dâhiler ekolünün 'Commandeur' unvanı sahibi. Ve bir gün, 'Kütlenin bir merkeze düşümünü' izah etmek yerine, 'Boşluğun bir kenara yükselişini', yasalaştıran bu bilimsel (!) ekolden, Güzel Sanatlar Akademisi'ne atlayıvermiş Olivier.
Ressam olan babası, felsefeden cayıp resme başlamasına çok sevinmiş. Rastlantı tabii, İsa'nın Hz. olduğu yaşta, tam 33 yaşında ilk tablolarını sergilemiş. Bir gün Roland Topor'la kesişmiş yolları. İkisi de inançsızdır ama, laf dinlerden açılmış, Roland bir
ara: "Ben İsa olabilirdim," demiş. Olivier atılmış: "Anladım, sen Yahudisin!" Canım Roland Topor, kahkahayı basmış: "Evet!" Ve dost olmuşlar. Olivier O.Olivier: "Onun resimlerini seyrederken, onun kitaplarını okurken, onunla birlikte gülerken, ona rastlayana dek görmediğim ya da görmek istemediğim gerçeklerin bilincine vardım ve resimlerimin, anladıklarımı anlatması gerektiğine karar verdim" diyor.
Olivier'nin tüm resimleri, insanlara insanların görmediği, göremediği ya da görmek istemediği insanlığı anlatıyor, sevgili okurlar. Onun resimlerinde, duygu, zekâ ve düşünce var. Ve Olivier O. Olivier, dünden beri aramızda, İstanbul'da. Aralık ayının 10'una değin,
28 eserini Teşvikiye Sanat Galerisi'nde sergiliyor. Gidin, görün Olivier'nin dünyasını. Düşünen ve düşündürten bir sanatı seyredin. Satın almak, sahip olmak şart değil. Akılda tutulan bir resim, duvarda asılı olandan her zaman daha değerlidir.