Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Mektup

Radikal · 12 Kasım 2000

Cara Donatella, Mektubun cuma sabahı elime geçti ve pastanın son dilimi üstüne konulan

çilek, dinlendiği likörün tüm rayihalarını emen vişne tanesi gibi bir tat bıraktı gönlümde. Haklısın. Bir gün, senin bana, benim sana yazdığımız bu mektuplar

belki de açık artırmaya çıkacak, bir yüzyılın sonunda ve diğerinin başında yaşamış 'İki Delinin Hatıra Defteri' olarak, çuvallar dolusu paraya satılacak. Ah Donatella, o gelecek çuvallardan hiç olmazsa birini, hatta yarı dolu birini keşke şimdiden bize verselerdi, kim bilir ne keyifle harcardık! Ama işte seninle ben, evine bir kilo lakerda gibi dilimlenmiş milyon dolar paketleri gönderilen komisyoncu yazarlardan değiliz. Bu mektuplar da ancak biz ölünce para edecek, oğullarımıza ve torunlarımıza yarayacak belki.

Sen ve ben Donatella, öldükten sonra bile çocuklarımıza harçlık verebileceğiz böylece. Belki o zaman bizi severler. Daha doğrusu, senin istediğin anlamda, şefkatle anarlar hatıramızı.

Aslında onlar, oğullarımız bize tapıyorlar Donatella. Eğer boyun eğselerdi, bu sevgi onları ezerdi.

Erkek olmak için, birisine baş kaldırmaya, kendi kimliklerini kanıtlamaya, başka bir deyişle 'horozlanmaya' ihtiyaçları var. Eğer yetim olmasalardı, babalarına kafa tutacaklardı. Ama işte, bir biz varız onlar için, hem ana hem babayız, bilek taşıyız, incecik bileklerimizde taşıdık, taşıyoruz ve taşıyacağız onları son soluğumuza kadar; kırmadan, düşürmeden, örselemeden bugünlere getirdik, artık kendi kanatlarıyla DA uçmak istiyorlar, gagalıyorlar anaç ellerimizi, bir türlü taşlaşamayan yüreğimizde biliyorlar yaşama çektikleri, çekmek zorunda oldukları kılıcı.

Onlar aslında çok iyi çocuklar ve ne mutlu bize ki, 'kadınsever' oldular. Şöyle bir bak etrafına: Yalnız anneler tarafından büyütülmüş yetim erkeklerin geniş geneli eşcinsel, en azından aseksüel değil mi?

Benim çok eşcinsel arkadaşım var ve eşcinsel arkadaşlarımı diğerlerinden daha duygulu, daha ilginç, daha insan buluyorum. Ancak oğlumun eşcinsel olmasını istemezdim. Çünkü, onlar çok acı çekiyorlar.

Herkese her şeyi ödeten yaşam, aslında toplum koşulları da diyebiliriz buna, eşcinsellere diğerlerinden daha çok ödetiyor. Herkes bizim gibi değil, aşağılıyor, alay ediyor eşcinsellikle. Kendi içlerindeki mücadele de cabası. Unutma ki i..., bütün dillerde bir küfür!

Donatella'cığım, güzel ve çekici annelerin yetim oğlan çocukları, eğer o anneleri kendi kafalarının içinde ezmeyi başaramazlarsa, duydukları hayranlık ve tabii aşk dolayısıyla, karşılarındaki tek örneği, yani anneyi taklit etmek zorunda kalırlar. İşte kimi zaman

eşcinsellik, bu ezici hayranlığın, taklidin bir sonucudur.

Ve sen de, ben de biliyoruz ki, boyumuzdan büyük oğullarımıza rağmen, ikimiz de (hâlâ ve galiba uzun süre daha) güzel ve çekici sayılırız. Dolayısıyla Donatella'cığım, senin oğlun sana bağırmak, seni paylamak, sana ders vermek ve dırdır etmek için her ağzını açıp gözünü yumduğunda, içinden bayram et: O seni bitiriyor, zararlı etkinden kurtarıyor benliğini.

İnan bana, yakışıklı ve sağlıklı erkekler yetiştirdik. åşık olacakları hemcinsleri memnun kalacaklar onlardan. Eh, bu övünç bile yeter bize.

Seni özlemle kucaklıyorum, Ciao Donatella.

P.S. Sana ilişikteki fotoğrafı gönderiyorum: 'Aşk Hikâyeleri' kitabımın unutulmaz anısı, tanıtım kokteylindeki halimiz gerçekten pek hoş. Farkında mısın, Mehmet Y.Yılmaz'ın çevresinde on iki havariler gibiyiz. Bunca kadın havarisi olan tek peygamber, herhalde bir bizim patrondur!

Yarın seninle baş başa bir yemek yiyelim mi? Beni yine new antipatik bir yere götürürsün, bol bol başının etini yerim. Öpüldün. İmza, MGK.