Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Başlıyoruz...

Radikal · 17 Kasım 2000

Yaşadığımız günlerde Türkiye, 'sonradan görmüşlüğün' ve ham iken kabak çiçeği gibi açmışlığın faturasını ödüyor, sevgili okurlar. Türkiye'nin 'sonradan olma' bankaları, çocuk yaşta âdet görüp erken everilen kadınlar gibi, daha olgunlaşamadan 'menopoza' girdi. 'Fırtına', 'Kasırga' operasyonları derken bir de baktık ki, meğer Türkiye'de bankacılığa soyunan birtakım adamlar, daha âdet bile görmeden menopoz olmuşlar ve biz onları kral sandığımız her günün sabahına: "Banka banka, söyle bana en hırsız kim?" diye başlayan kötü kraliçeler, hatta 'Drug Queen', yani travesti bankacılardan ibaretmişler. Aslında muzcu olup, bankacı kılığında dolaşıyorlarmış. Ve sorguladıkları bankalar, kendilerine: "Senden daha hırsızı var!.." dedikleri bir gün ya da gece, o bankaları muz gibi soyup yemişler.

Aslında o muzlar, bizim cumhuriyetimizin bahçelerinde yetişmiş 'hastalıklı' ekonominin meyveleriydi. Baş bahçıvan Turgut Özal'ın 'köşe dönücü' periskopik vizyonu sayesinde ekildiler, dikildiler, fideleri eğri mi, doğru mu, sağlam mı, bozuk mu, nereden geliyor, hangi paraziti taşıyor bakılmadı ve boy verdikleri andan itibaren sapır sapır dökülmeye başladılar.

1990'dan sonra kurulan tüm bankaların hepsi, elbette muz değil, sevgili okurlar. Aralarında sağlamları, gürbüzleri de var. Ama muz bankaların hepsi 1990 sonrası kuruldular, özelleştirme operasyonlarıyla muz kılığına sokulan birkaç banka eskisiyle birlikte soyuldular ve batırıldılar.

Dünyanın savaş ya da iç savaş halinde olmayan, taş taş üstünde kalmamacasına bombalanmayan HİÇBİR ÜLKESİNDE, bu kadar kısa zamanda bu kadar banka soyulmaz, bu kadar banka batırılmaz. Dünyanın en rezil ülkesinde bile, böylesine kısa sürede, bunca soyguncu aynı anda soyup soğana çeviremez bir ulusal ekonomiyi. Oysa Türkiye'de, tam altı yılda on banka battı ve.. on bankaya el koydu devlet. Tüm banka soygunlarının temelinde, devletin verdiği hatalı bir kararın, son batıklardan sonra kısmen kaldırılan 'mevduat garantisi' kararının yattığına emindim. Ama teknik ayrıntılara ihtiyacım vardı.

Türkiye'nin en başarılı ekonomi yazarlarından biri, sevgili arkadaşım Funda Özkan, imdadıma yetişti. Bizim Funda, cennet vatanımızın ekonomik tarihçesi konusunda ayaklı kütüphane gibidir. Bu yazdığım yazıdaki bütün teknik bilgileri, ondan aldım, dili, bileği, belleği dert görmesin.

Rezillik, 1994 yılında başladı. Tansu Çiller'in tombul elleri, Türkiye'nin çarpık direksiyonunu sallıyordu sallamasına da, kısa bacakları ne frene yetişiyordu, ne debriyaja, ne de gaza. Çiller, yetişemediği bu pedallara Yaman Törüner, Bülent Gültekin, Osman Ünsal, Ayfer Yılmaz, Aykon Doğan, Ufuk Söylemez gibi, kendini dev aynasında gören fason ekonomistlere, güdük zekâlara bastırıyordu. Birikimi kurnazlıktan ileri gitmeyen ve başta Yaman Törüner, Tansu Çiller'in belkemiksiz yardakçılığını yapan bu cudamların yönetimindeki Türkiye ekonomisinde 90'lı yılların en büyük krizi yaşandı. Dolar, 13 bin TL'den 39 bin TL'ye vurdu ve devlet bir gece, üç batık bankaya el koydu: Marbank (Atilla Uras), TYT (Bülent Ener) ve Turgut Özal'ın fason prenslerinden Bülent Şemiler'e ait İmpeks... Ve bu bankaların 'mudileri' ayaklanınca, Tansu Çiller'in devleti tüm bankalara mevduat garantisi vererek, ortalığı yatıştırdı. Ortalık yatıştı ama sevgili okurlar, A4 boyutunda bir kâğıda imza atınca her isteyenin banka kurabildiği Türkiye'de, bu garantiyi arkasına alan muz bankalar birdenbire halkın gözünde 'güven' kazandılar. Batsalar ne önemi vardı, nasıl olsa devlet geri ödemeyecek miydi aziz halkımın mevduatını ve faizini? Devamı yarına.