Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Mantarlar ve tıpalar (2)

Radikal · 18 Kasım 2000

Dünkü salvoda, dünyanın iç savaş ya da savaş halinde olmayan, taş üstünde taş kalmamacasına bombalanmayan HİÇBİR ÜLKESİNDE, bu kadar kısa zamanda bu kadar banka soyulmaz, bu kadar banka batırılmaz, demiştim, sevgili okurlar. Ve bugün ekliyorum: Dünyanın HİÇBİR ÜLKESİNDE, bu kadar kısa zamanda bu kadar banka ve bu kadar kolay kurulmaz. Ekonomisi en sağlam, enflasyonu yok denecek kadar düşük, kişi başına ulusal gelir ve sosyal refah düzeyinin en yüksek olduğu ülkelerde de kurulmaz; ekonomisi en berbat, politikacıların en yiyici, sefaletin en korkunç düzeyde olduğu yoksul ülkelerde de kurulmaz.

Oysa Türkiye'de bu yapıldı. ANAP'tan Turgut Özal'ın başbahçıvan olduğu Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin başbakanı Mesut Yılmaz döneminde, tam da, ne tesadüf yani, 1991 seçimleri öncesi 6 yeni mevduat bankasına kurulma izni verildi. Üstelik, her banka kurma lisansının 50 milyon dolara satılması ve devletin bu işten para kazanması gerekirken, söz konusu 6 bankaya bu izinler BEDAVA verildi. Ve bu bankalardan üçü, 1994 yılında battı... 1994 yılında, Tansu Çiller hükümetince alınan ve batık bankalar dolayısıyla halkın ve ekonominin paniklemesini önlemeyi öngören, devletin tüm bankalara verdiği mevduat güvencesi, öylesine korkunç bir hataydı ki, ANAP'ın yaptığına tüy dikti ve 1991'den öteye Türkiye'de mantar gibi biten bankalar, 'devlet mantarı' niteliğini kazandılar. Her iktidara gelen, bu mantarlardan kendi partilerine ve kendi 'adamlarına' tıpalar yontuyordu. Her hükümet partisi, her koalisyonda yer alan tüm partiler, bünyelerindeki manevi ve maddi doymazlıklara bu mantarlardan yontulan tıpaları tıkı tıkıverdiler.

Örneğin ANAP-DSP koalisyonu da, Tansu Çiller'in devleti peşkeş çektiği mevduat garantisini kaldırmayı aklından bile geçirmedi ve bankalar, kanserli hücreler gibi çoğalırken; lokal anesteziyle yapılan ve böbrek yerine bademcik alınan ameliyatlara operatör olarak Devlet Bakanı Güneş Taner, Hazine Müsteşarı Yener Dinçmen, Banka Kambiyo Genel Müdürü Osman Tunaboylu ve Özelleştirme Daire Başkanı Uğur Bayar, giriyordu. Derken, kanseri metastas yapan hastanın bağırsakları patladı ve Alaattin Çakıcı, elinde çakısı, dallamadan girdi Türk Ticaret Bankası'nın satış rezaletine. Ve ANAP koalisyondan ayrıldı. Ama tam ayrılmadan önce iki ortak, tam da yani, ne tesadüf 18 Nisan 1999 seçimlerine birkaç ay kala, altı gruba daha bu kez yatırım bankası kurma iznini veriverdi. Böylece dışardan destekli, içerden estekli, tek (salla) başına DSP iktidar olup, pirüpak seçimlere giriverdi.

Gelindi sonuncu hükümet, DSP-MHP-ANAP koalisyonu dönemine. Mantar bankalar, artık iyice ve resmen kokuyordu. Bademcik yerine basurları alarak kısmi operasyonlarla işi idare eden ve rezaleti geciktirmeye çalışan operatör ekibi, bu kez DSP'li Devlet Bakanı önce Hikmet Uluğbay, ardından Recep Önal, Hazine Müsteşarı Selçuk Demiralp ve Bankacılık Kambiyo Genel Müdürü Adnan Yaylacı'dan oluşuyordu. Kanserli hücrelerin tamamının alınmasını, ardından radyo, kimya, artık ne terapi varsa uygulanmasını gerektiren KESİN tedavi, boyuna geciktiriliyordu. Ve bağırsaklar, önce Yurtbank, sonra birbirini izleyen diğerleriyle patlayıp çatlamaya devam ettiler.

Son ayları anımsatmama sanırım gerek yok.

Ve bütün bu isimleri, bu partileri, bu sorumluluları sayarken sevgili okurlar, niyetim kimseyi özel olarak karalamak değil. Sizlere, Türkiye'yi saran bu kokuşmuşluktan, bu kanserden, inanılmaz boyuttaki soygundan tüm politikacıların, tüm devletin sorumlu, en sorumsuzun bile budalalık suçlusu olduğunu anlatmak istiyorum. Ve HALKIN sorumluluğuna girmeden önce, böyle bir toparlama gerektiğini düşündüm. Benim sevgili ayaklı kütüphanem, saygın meslektaşım Funda Özkan ile olayların tarihçesini belirlemeye çalışırken inanın zorlandık. Yalnızca 'Budalalık, Yolsuzluk ve Soygunculuk' koalisyonunun güçlenip istikrar gösterdiği bir 10 yılın özetinde, Türkiye'de hangi rezaletin hangi hükümet ve koalisyon hükümeti zamanında yaşandığını anımsamak, kolay olmadı. Çünkü bu bataklıkta, tüm sorumlular ve sorumluluklar, el ele çırpınıyorlardı. Devamı yarına.