Namus pahalı! (3)
Radikal · 19 Kasım 2000
Dün, Sabah gazetesinde yer alan bir haber, yine kanımı beynime sıçrattı, sevgili okurlar. Türkiye'yi yöneten beyinlerin ürettiği sakat fikirlere hâlâ alışamıyorum. Değerlerin ve kıstasların altüst olduğunu biliyor, ancak hâlâ kabullenemiyorum!
Biliyorsunuz, Sabah gazetesinin sahibi Dinç Bilgin, sahibi olduğu ETİBANK'ın batmasıyla, devlete tam 438 milyon dolar borç taktı. Eğer devlet, bu borcu Dinç Bilgin'den tahsil edemezse ya da tahsil edemediği oranda, yüklenmek zorunda kalacak. Tüm borçlular gibi Bilgin de "Borcumu ödeyeceğim," diyor. Ama en basit toplama çıkarma bile 438 milyon doların kolay ödenemeyeceğini, hatta ödenememe ihtimalinin ödeme olasılığından daha yüksek olduğunu gösteriyor. Ve Dinç Bilgin sözle değil, eylemle tersini kanıtlayana kadar; halen bu devleti zarara sokmuş, usulsüz kredi kullanmış, yasaları çiğnemiş biri. Sabah gazetesi, elbette kötü gününde destek veriyor patronuna. Ve dün, 'Sahibinin Sesi' olmaktan çıkıp, 'Sahibinin Borazanı' haline gelen bu desteği, bir de devlet temsilcisine üfletmişti. Söz konusu gazetenin, "Bilgin'in tavrı örnek" başlıklı haberine göre, özelleştirmeden sorumlu Devlet Bakanı Yüksel Yalova: "Dinç Bilgin bugün işletmeleriyle ilgili maruz kaldığı işlemler karşısında, borcunu ödemek için hemen ertesi gün teklifte bulunmuştur. Bunu yok saymak yerine, devlete borcu olan diğer kişi ve kuruluşlara örnek olabilecek bir tavır almak gerekir," demiş...
Başka bir deyişle sevgili okurlar, Türkiye'de devlete 438 milyon dolar borç takan Dinç Bilgin, bu borca yol açan usulsüzlükler, yolsuzluklar nedeniyle kınanmıyor, ayıplanmıyor, suçlanmıyor ve borcunu ödediği için BİLE değil, salt 'Ödeyeceğim!' dedi diye alkışlanıyor bir devlet bakanı, yani devlet tarafından! Alkışlanmakla da kalmayıp, 'örnek' gösteriliyor üstüne üstlük.
İşte bu sakat zihniyet Türkiye'nin kucağına soyguncuları oturttu, sevgili okurlar. İşte bu ters mantık sahipleri, ahlak sistemini çökertti Türkiye'de. Bugün, dilin kemiği yok ya, 'Ödeyeceğim,' dedi diye Sabah gazetesi sahibini diğer borçlularına örnek gösteren devlet temsilcisi ve benzerleri, devlete borcu olmayanları, vergisini ödeyenleri hiç alkışlamadılar, kutlamadılar. Örneğin Aydın Doğan grubu, bu devlet mantığından hiç, 'Aferin!' almadı. Tam tersine, kendilerine borç takmıyor, batık yüklemiyor, devlet eline bakmıyor, fazla bağımsız ve güçlü diye, Doğan Medya Grubu'nu 'kartel' ilan edip bölmeye, sahibi Aydın Doğan'a bazı medya organlarını sattırmaya çalıştılar.
Bazılarının bu yazıyı okurken ne düşündüğünü biliyorum: Demek Mine G. de patron yalakalığı yaparmış, diyecekler. Desinler. Aydın Doğan'ın gazetelerinde çalışan biz küçük adamlar, iyi kötü maaşından başka bir şeyciği, villası, arabası, şoförü, sekreteri olmayanlar, transfer ücreti nedir bilmeyenler, dürüstlükleri dışında savunulacak hiçbir değeri bulunmayanlar; patronumuz en ağır ve haksız saldırılara maruz kaldığında bile, salt 'Sahibinin Sesi' demesinler diye, sesimizi çıkarmadık. Ama devlet bakanının, devlete, dolayısıyla hepimize borçlu olanı 'örnek' gösterdiği noktada susmak ve bu sakat mantığın altını çizmemek, kendi, kişisel etik anlayışıma ters düşerdi.
Türkiye'de namus pahalı.
Türkiye'de namussuzluk bedava.
Devlet, namusa bedel ödetiyor. Vergi olarak ödetiyor, yargı olarak ödetiyor. Ama bugüne değin, namussuzlara hiç fatura kesmedi. Namussuzluk, henüz hiçbir namussuza ödetilmedi. Hiç bu mantığın tersi yürütülmedi, Türkiye'de. İşte bu yüzden bunca soyguncu fink atıyor ortada. Bu yüzden sonradan görme magandalar, iki kelimeyi bir araya getirip, iki cümleyi doğru kurmaktan, düzgün yazmaktan aciz insanlar, dünden bugüne zenginleşip holdingçi oldular, adamız diye dolanıyorlar ortada. Üreten değil spekülasyon yapan, çalan çırpan akıllı sayıldı. Doğruluk ise 'aptallık' diye aşağılandı.
Ve bu yoz mantık sayesinde, namussuzun pabucu pahalı değil Türkiye'de. Ayağına geçiren geçirene. Pahalı namusun müşterisi az kaldı. Ha gayret, ya devlet, namus müşterisinin de nesli tükenecek. Devamı yarına.