Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Fransa'nın kirli elleri

Radikal · 24 Kasım 2000

Savaşmak, hangi ideale hizmet ederse etsin, hangi haklı dava uğruna ilan edilirse edilsin, her şeyden öte cinayetin meşru sayıldığı olağandışı bir eylem süreci demektir. Ne kadar büyük olursa olsun, bir ülkü, uğrunda hemcinsini öldürmeye değer mi? Değmez desem yanlış, değer desem yanlış olur. Belki de sorunun, doğru yanıtı yoktur. Bütün bunları kuşkusuz sizler de düşünmüşsünüzdür. Bir gün, bir gece ya da bir an, mutlaka 'insan' olanın beynini işgal etmiştir böylesi ikilemler. Ben de çok düşündüm. Ve tümüyle temiz

olmasa bile, izafi bir saflığın; toplumların, orduların ve tarihlerin, hiç olmazsa vicdanındaki 'kir bulaşığını' itiraf etmesiyle sağlanabileceğine karar verdim. Görece bir arınmanın, ancak itirafla başladığına inandım.

İnsanlar, taşınması en ağır sırlarını, vicdan sızılarını ölüme yakınlaşırken açarlar. General Jacques Massu ve General Paul Aussaresses, Fransa'nın girdiği ve yitirdiği son savaşın, Cezayir savaşının 'kahramanları', 'efsane' ilan edilmiş iki isim. Biri 92, diğeri

82 yaşında, yani bir ayakları çukurda. Ve görevleri gereği, asker disiplini içinde işledikleri cinayetleri, öteki dünyaya göçmeden önce itiraf ederek, bir anlamda vicdanlarını boşalttılar. Ve birdenbire, daha bu ay başında ve senatosunda Türkiye'nin Ermenilere karşı soykırım yaptığını resmen tanıdığına ilişkin yasa çıkartan; insan hakları bekçisi, demokrasi havarisi ve öğretmen Fransa'nın, daha yalnızca kırk yıl önce, Ermenilerin Türklere, Türklerin Ermenilere yaptıklarının bin beterini Cezayirlilere yaptığı ortaya dökülüverdi.

'Hoca' Fransa'nın elleri kanlıydı, biliniyordu.

Cezayir savaşında tam bir milyon Cezayirliyi telef

etmişlerdi. Ama 'savaş' diyorlardı, kendi kendilerini mahkûm edecek bir yasa çıkarmayı aklından geçirmemişti Fransız milletvekili ve senatörleri. Oysa iki

'kahraman' generalin itirafları, 'savaş' dolayısıyla işlenen cinayetlerin çok ötesini işaret ediyordu: General Massu ve General Aussaresses, o zamanlar sömürge falan değil, resmen Fransa'ya bağlı üç eyaletten

oluşan, yani anavatan toprakları sayılan Cezayir'de, 1954 ile 1962 yılları arasında ve kendi emirleriyle

24 bin kişiye işkence yapıldığını ve bunlardan 3 bin

24 kişinin (aralarında Fransız komünistleri de vardı) yargısız infaz edildiğini itiraf ettiler. Bugüne değin

'kayıp' bilinen bu kişiler, Fransız devleti tarafından

öldürülmüştü sizin anlayacağınız. Üstelik düzenli ordu tarafından değil, istihbarat servisleri tarafından. Yani gizlice. Geceleri çöle götürülerek, gömülecekleri çukur kazdırılarak, işkencede ölenler işkencede ölmeyenlere taşıtılarak, kurşuna dizilerek. Ve Cezayir'deki Fransa orduları komutanı General Massu, yardımcısı

Aussaresses, tüm öldürdüklerinin, işkence ettiklerinin imzalı listesini de tutmuşlardı. İki yaşlı general,

itiraflarını Le Monde gazetesinde yayımladılar. Aussaresses: "Kendi ellerimle 24 kişiyi öldürdüm..." diyor. Ve asıl itirafı: "Aslında işkencenin hiçbir yararı yoktu. Yapılmayabilirdi. En başarılı operasyonları işkence

altında alınan bilgiler sayesinde değil, istihbarat ve ihbarla sağladım," demesi. General Massu ise, onay vererek cinayetlere iştirak ettiğini kabul ederek: "Fransa devletinin nedamet getirip, savaş sırasında bile hiç gerekli olmayan bu insanlık dışı uygulamaları resmen kınaması, insanlık adına bir ilerleme sayılırdı..." diyor.

Şimdi Fransız parlamentosunun, bu yönde bir

yasa çıkarıp çıkarmayacağı merakla bekleniyor. Fransa'nın ders verdiği Türkiye'nin pekâlâ hakkı var: "Gördünüz mü, o benden daha karaymış!" diye bağırmaya. Ama.. o karanın, yani Fransa'nın hiç

olmazsa iki itirafçısı var. General Evren'in itirafları ne zaman? Ya kontrgerillanın, özel timlerin, Susurlukçuların? Ya da Güneydoğu'dan emekli olanların?

Haydi beyler, boşaltın vicdanlarınızı, hiç olmazsa en yaşlılarınız, ölmeden açıklasın, yaptıkları

işkenceleri ve yargısız infazları. Rahatlarsınız ve korkmayın, nasılsa Türkiye sizinle 'gurur duyar'.