Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Çöksün bu sistem...

Radikal · 25 Kasım 2000

Milliyetçi Hareket Partisi'ne telefon eden gazeteci ve vatandaşlar sızlanıyormuş, çünkü bağlanana kadar dakikalarca, hatta saatlerce "Ölürüm Türkiye'm..." şarkısı dinletiliyormuş arayana. Ölse MHP'ye telefon etmeyecek insanlar arasında yer alan naçiz yazarınız, birdenbire bu partinin aslında Türk halkının bilinçaltına en hâkim siyasal örgüt olduğunu anladı. MHP kurmayları, Türk insanının mazoşist yapısını çok iyi çözümlemişler, Türk insanının yaşamaktan çok ölmek için coştuğunu, duygularını mutluluktan çok mutsuzluğun gıdıkladığını; vatanı yaşayarak sevmek yerine ölerek (ya da öldürerek) sevmeyi yeğlediğini dört dörtlük algılamışlar. Bildiğiniz gibi, mazoşizmin olduğu yerde sadizm, her mazoşistin bir sadisti vardır. Türkiye'deki yarı nüfusun niçin acılar içinde inim inim inlediği ve kendisine acı veren diğer yarıya yüzyıllardan beri niçin tahammül edip başkaldırmadığı böylece pek güzel anlaşılıyor. Halkın geniş genelinin, elli yıldır kötülükten başka bir şey görmediği siyasetçileri ve siyasal konseptleri, dönüp dönüp tekrar seçmesinin hikmeti ortaya çıkıyor. İstediğimiz kadar değişmeye çalışalım, okuyalım, adam olalım, hiçbirimiz bu 'latant' mazoşizmden tam olarak kurtaramıyoruz kendimizi. Benim bile son günlerde dilime doladığım şarkı, 'Batsın Bu Dünya...' Ancak yeni bir versiyonunu icat ettim, şarkının bilindik sözlerini, 'Çöksün bu sistem...' diye değiştirdim.

Ve Türkiye'nin sado-mazo yapısı içinde,

batık bankalarla başlayan çözülmeden ürken hükümetin, niye sistem çökmesin diye

uğraştığını anlayamıyorum. Yani ortada gerçekten bir sistem olsa, ayakta dursa ya da amuda kalksa, canım yanmayacak, varsın kurtarsınlar. Ama

neyi kurtarmaya çalışıyorlar kavrayamıyorum.

Bu batırılan bankalar, bir temel üzerine mi kurulmuşlardı? Bu hortumculuk bir sistem

miydi? Türk ekonomisinin dayandığı bir konsept, belli bir sistem mi vardı Allah aşkına?

Meslektaşım Meral Tamer, dünkü yazısında bankalarını batıran holdinglerin yan şirketlerini kurtarma operasyonunun ne kadar yanlış ve gereksiz olduğunu, bir Amerikan ekonomisti Kevin Kelly'nin görüşlerinden örnekler vererek dile getirdi. Kelly: "Japonya'da bir şirket batacak olsa, patronun çocukları bile hayat boyu borç ödemek zorunda kalır. ABD'de ise, şirketlerin batmasına seyirci kalınır. Çalışanların işsiz kalması sorun değildir. Zaten bu yöntemle yeni şirketler kolay kurulur ve yeni istihdam yaratılır," demiş. İlk bakışta gaddar gibi gelen bu görüşe, yüzde yüz katılıyorum. Çünkü bizim devlet, şu anda salt insanlar işsiz kalmasın diye bankalarının mevduat ve kredilerini kendi 'dış' ceplerine hortumlayarak batıran sözümona şirketleri kurtarabilmek için akıttığı fonları, aslında yeni istihdam alanı yaratacak projelerin önünü keserek, milyonlarca insanın yarı aç, yarı tok iş beklediği bölgelere yapılması gereken yatırımları iptal ederek sağlıyor. Yani Batı'da birkaç bin kişiyi kurtarmaya çalışırken, örneğin Doğu'da yüz binlerce, milyonlarca kişiyi yolsulluğa mahkûm ediyor.

Ve Amerikalı Kelly'nin verdiği bilgilere bakılacak olursa Türkiye'nin ekonomik

sistemsizliği ne Japonya, ne de ABD'ye benziyor. Bizim ellerde batan şirketlerin bırakın patron çocuklarını, patronları bile borç ödemiyor. Zaten batmalarına da izin verilmiyor! Devlet, ha babam, de babam, ne yatırabildiği, ne kaldırabildiği çürüklere boyuna kan veriyor. Kimden alıp veriyor? Sizden, benden, küçük esnafın kesesinden, memurun cılız maaşından, Güneydoğu'daki öksüzün, yetimin atardamarından çekip veriyor.

Çöksün bu sistem! Çökerse, yerinden doğrulma şansı var. Dibe vursa iyice, sağlıklı bir temel üzerine yenisi kurulur belki. Ama böyle... Ne kuş, ne deve, ne ölü, ne diri bir ekonomi; üfleye üfleye havada tutulan bir balon, sistem sistem dedikleri. Oysa her mazoşistin bir sadisti olduğu gibi, her balonun da bir iğnesi vardır. Ama işte, biz ölmeye doymuyoruz. Daha çok üfler, batıklarınla birlikte ölürüz, Türkiye'm!