İslamiyet Mesihleri
Radikal · 6 Aralık 2000
Eğer ABD ve dolayısıyla dünya başkanlığı gerçekleşirse, yeni 'big brother'ımız George W. Bush'tan şaşırtıcı atraksiyonlar beklediğimi biliyorsunuz, sevgili okurlar. Çünkü Bush'un gözleri, kendisinde maymunluktan bir şeyler kaldığını düşündürüyor: Birbirine çok yakın. Ancak ilk atraksiyon, Bush'un kendisinden değil de, dişi sağ kolu Condoleeza
Rice'tan geldi. Bayan Rice, cennet vatanımızı 'Radikal olmayan İslamcı bir devlet,' tanımlamasıyla hepimizi derin bir kızgınlığa gark etti. Ne cahilliğini bıraktık kadıncağızın, ne safdilliğini. Çünkü Türkiye'de İslamcılar devletin aşırı laik, laikler ise az buçuk laik olduğunu düşünüyorlar.
Oysa naçizane bencileyin, Condoleeza Rice pek de haksız sayılmaz. İster kızıp ister köpürelim, Türkiye hakkındaki 'Radikal olmayan İslamcı devlet,' tanımında doğruluk payı var. Anayasa, Türkiye'nin laik bir devlet olduğunu yazıyor, evet. Ama bu maddeyi okumayan, bilmeyen biri ülkemize bakarak bal gibi İslamcı bir devlet olduğunu düşünebilir.
Örneğin, laik olan olmayan Hıristiyan Avrupa ülkelerinin basınında; cumhurbaşkanı, hatta dini bütün bir kralı, başbakanı, bakanı ya da herhangi bir politikacıyı, aşırı sağ bir partiden bile olsa kilisede pazar ayinine katıldı diye haber konusu olarak göremezsiniz. Paskalya orucu tutup tutmadıklarını bilemezsiniz. Hiçbir politikacı, söze 'Allah'ın izniyle' diye başlamaz. 'Allah isterse,' diye bitirmez. Gazetelerde, paskalya yortusu diye yumurta dağıtılmaz. İncil promosyonu yapılmaz. Hz. İsa'nın yaşamından kesitler tefrika edilmez. Papazlar köşe yazarı olmaz. Her dini günde televizyonlar prime-time saatlerinde kilise ayinlerine bağlanmaz. Kilise çanlarına da hoparlör takıldığı görülmemiştir.
Laik Türkiye'de ise laik olsun olmasın bizim politikacıların, cumhurbaşkanından en ufarak milletvekiline kadar ramazanda oruç tutup tutmadıkları, neyle iftar açıp nerede cuma namazı kıldıkları bilinir, zaten bizzat ilgili tarafından reklam edilir. Tüm siyasal sözler, 'Allah kısmet ederse...' diye verilir ve tabii tutulmayınca Allah kısmet etmedi olur, biter. Gazetelerimiz ramazan aylarında Kuran tefsirleri, Hz. Muhammed'in yaşamından kesitleri, dini menkıbeleri, imam vaızlarını çıplak kadın fotoğraflarıyla yan yana yayımlamakta hiçbir beis görmezler. Çarşaf ya da tencere takımının yanında 'hediyesi bedava' Kuran dağıtmak, kimsenin ulviyetini rahatsız etmez. Keza televizyonlarımız her dini günde mevlit okur, ramazan aylarında sahura kalkar, iftar açar ve aralarda; meme sallatır, göbek hoplatır. Halkı en rahatsız eden dinsel uygulama, günde beş vakit ezandan çok, ezanın canına okuyan hoparlörler, laik bir ülke olduğumuz için kısılamaz. Laik bir ülke olduğumuz için, imarsız tapusuz, hatta çürük yapılan camiler bile yıkılamaz. Zaten depremde yıkıldıkları zaman bile, çürük yapıldıkları için değil, Allah'ın hışmıyla yıkılmışlardır, laik bir ülke olduğumuz için.
Özetle Türkiye'de tüm halkın Müslüman kabul edilip uygulamada İslami bir rejim altında yaşadığını düşünmek, pek de yanlış bir kanı değildir.
Ama İslamiyet'e böylesine saygılı ve dinine düşkün bir ülkede, bunca Hz.İsa hayranı 'Mesih' çıkması da çok şaşırtıcıdır! Üstelik nedamet getiren kanlı katiller ve eski imamlar arasından. Doğrusu gücüme gidiyor. Niye Hıristiyanlar arasında kendini 'mehdi' ilan edenlere rastlanmıyor da, Müslümanlar arasında 'Mesih' olmaya meraklı deliler var? Üstünde düşünülmeye değer bir konu. Düşüneceğim.