Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Af ve ölüm

Radikal · 8 Aralık 2000

Hayvanlar, yasa yapamaz, devlet kuramazlar. Dolayısıyla çete ve yasadışı örgüt de kuramazlar. Devlet, yalnızca insan toplumlarının oluşturduğu bir kurumdur. Yani insani bir kurumdur. İyileri kötülerden korumak için kurallar düzenler, yasaklar koyar ve uymayanlara cezalar öngörür. Ancak, 'iyi'nin kim ve kötülüğün ne olduğunu da kendisi tanımlar. Devletlerin kendi çarklarına göre dönen düzen ve çıkarları doğrultusunda yaptığı bu tanım, zaman içerisinde kötünün iyi, iyinin kötü kabul ve ilan edildiği bir kurumsallaşmaya da yol açabilir. Böyle devletlere, yoz devlet denir.

Acaba Türkiye'de devlet insani bir kurum mudur? Dev midir, yoksa let midir? Belki de Telved'dir. Çünkü ülkemiz devletinin son iki yaptırımı, altında kaval çalınırken üstünde şiş dizilen hane hallerinin fotoğrafıdır.

Birey olarak cinayet işleyen insanlara, katil deniyor. Kendi kendini öldüren bireylere ise 'müntehir'. Peki cinayetleri bağışlayıp, intiharları önlemeyen devletlere ne deniyor?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti halen, yasalarına karşı geldiler diye mahkûm ettiği kimi suçluları hapishaneden çıkarmaya hazırlanırken, kimi suçluların hapishanelerde intihar etmesine ses çıkarmamaktadır. Bir yanda 'Af Yasası' beklenip, diğer yanda 'ölüm

oruçları'nın tutulduğu hapishaneler, nasıl bir devletin, nasıl bir devlet anlayışının, kişiliğin, niceliğin ve niteliğin sonuçlarıdır, sorarım size?

Eğer bu devlet, sizin, benim, Türk toplumunun çıkarlarını gözetmekle sorumlu bir devletse, hangi hakla kamu arazilerini yağmalayanları, bizim çocuklarımıza işkence eden polisleri, çocuklarımızı, analarımızı, babalarımızı, kardeşlerimizi biçen trafik canavarlarını bağışlamaya; Haluk Kırcı'ların, Mehmet Ali Ağca'ların, bilerek, isteyerek, zevkle ve keyifle insan öldüren sadist katillerin cezasını hafifletmeye hazırlanıyor? Yoksa bu katiller, onun mu evlatlarıydı?

Ölüm orucuna yatanlar onun evlatları, ürünleri, sonuçları değil mi oysa?

Ben affa karşı değil, bu Af Yasası'na karşıyım. Daha önce yazmıştım. Küçük suçlara ağır cezalar, büyük suçlara hafif cezalar öngören TCK'nın değişmesiyle, zaten hak ettiğinden fazla hapis cezası alan mahkûmlar özgürlüklerine kavuşacaklar ve içerde kalması gerekenler bir Af Yasası'yla ister istemez oluşacak boşluklardan yararlanıp dışarı çıkamayacaklardı. Ama hikmeti artık samiden bile sorulmayan Türk kafası TCK'da derin bir reform yerine, haksız ve güdük bir af yasası üstüne çalışmayı yeğledi. Eğer af yasası için değil, TCK reformu için bunca gece gündüze katılsaydı, Türkiye yeni yüzyıla çağdaş ve dengeli bir adalet sistemiyle girebilecekti.

Topluma karşı suç işleyeni bağışlamak, topluma karşı suç işlemektir.

Öldürülen insanlar, soyulan, dayak atılan ve işkence gören çocuklar, merhamet kumkuması Rahşan hanımefendinin evlatları değildir; başkalarının çocuklarına karşı suç işleyenleri ne affetmek, ne de cezaları hafifledi diye sevinmek ona düşmez. Ama adi suçluları affetmeye hazırlanan bir devlette, siyasi mahkûmların ölüm orucuyla intiharları, hepimizi ilgilendirir ve düşündürmelidir. Gangsterlere, Ergin kardeşlere taviz veren bu devlet, eğer ölüm orucundaki siyasilere taviz vermiyorsa, bu onun güçlülüğünü değil, kimden yana olduğunu gösterir. Bu ölüm oruçları, bu intiharlar, koğuş sisteminin sonuçlarıdır, evet. Ama o koğuş sistemini de kuran devlet değil midir? Temelde kimin kurbanlarıdır F tipinde nasıl olsa öleceğiz diye, koğuşta ölmeyi yeğleyenler? Koğuş sistemini kuran devletin mi, yoksa koğuşta örgütlenen sistemin mi? Seyirci kalmak suça iştirak sayılmaz mı,

cinayete ortak olmak değil midir?