Kutsal delilik
Radikal · 9 Aralık 2000
Araya araya Bağdat'ı bile bulanlara her zaman gıpta etmişimdir, sevgili okurlar. Çünkü naçiz yazarınızın araya araya bir şey bulabildiği asla görülmemiştir. Hatta arayarak yitirdiği, çok görülmüştür. Çünkü bir belgeyi ya da bilgiyi ararken, masasındaki çıfıt çarşısına bir çekidüzen vermek istemiş, gereksiz kâğıtlarla birlikte bir gün sonra gerekecek kâğıdı da atmıştır çöpe. Naçiz yazarınız salt aradığını yitirmekle kalmaz, düşündüğünü de unutur.
Unutacağı için, düşündüklerini kâğıtlara not eder, tabii onları da kaybeder, arar, bulamaz ve bu kafa ve masa karmaşıklığı böyle sürüp giderken, naçiz yazarınızın nasıl olup da yazılarını aksatmadan yazdığı, haberlerini iyi kötü yaptığı tam bir muammadır.
İşte bugün, yine böyle, yani normal bir günüm, sevgili okurlar. Hani bizim Müslüman milletimize dadanan Mesihlik illeti üzerine düşüneceğim demiştim ya? Gerçekten, uzun uzun düşündüm, düşündüklerimi not aldım ama...nereye koyduğumu bulamıyorum. Anımsamak falan söz konusu değil elbet, her şeye yeniden başlamak gerekiyor. Oysa saat öğleden sonra üçü geçiyor. Şimdi Zırrr... Cevdet, "Yazı nerede?" diye tutturur. "Ceketimin iç cebinde!" diyeceğim tabii. Yazının nerede olduğunu bilsem, göndermez miyim, Cevdetcim? Hiç umutlanma, bu akşam servisi kaçırdın! Çünkü önce düşünmem gerek. Düşünmem için de yitirdiğim bilgileri yeniden toplamak. Sen Kuran tefsiri yapar mısın? Yapamazsın tabii. Öyleyse akşam servisini kaçıracaksın. Kuran tefsiri yapsaydın, kaçırmazdın belki. Gördün mü? Kabahat bende değil. Sen su, ben zeytinyağı, her zamanki gibi.
İki kocalı Hürmüz gibi, iki ayrı gazetede, Radikal ve Milliyet'te görevli bendenizde çare tükenmez. Allah'ın bir lütfu olmalı, din uleması dostlarım bile vardır. Milliyet Dış Haberler gece görevlisi Mehmet Emin, işte böyle bir dostumdur. Şakır şakır Arapça bilir, konuşur, yazar ve.. dört dörtlük bir Müslüman'dır. Kendisini çok severim, işin garibi, o da tüm aykırılığıma karşın beni sever. Bazen İstanbul'a gelişlerim ramazan ayına, tabii benim de dalgınlığıma rastlar. Mehmet Emin'in oruç tuttuğunu unutur, tüm servis arkadaşlarım gibi ona da sarılır öperim. Geçen yıllarda bir gün, servis editörümüz: "Yahu," dedi, 'Mehmet Emin senin yüzünden bir gün fazla oruç tutacak yine! Şapur şupur öpüyorsun, çocuğun orucu bozuluyor." Birden, çok üzüldüm, özür dileyecek oldum, Mehmet Emin: "Kırk yılda bir geliyorsun, sen öp, ben kaza orucu tutarım!" deyiverdi. İşte böyle iyi niyetli, çalışkan, sorumlu ve uyumlu biridir Mehmet Emin. Telefonda, iki gün arka arkaya aynı bilgileri aynı yardımseverlikle yineledi. Hatta ilk gün verdiği dersi, bu kez sular seller gibi ezberlemişti.
Bizim milletteki Mesihlik merakı ve dini fazlasıyla bütün şahıslarda baş gösteren Mesih olma illeti, bildiğiniz gibi Kuran'ın El Zuhruf Suresi'nin 61. ayetinin değişik tefsirlerine dayandırılıyor, sevgili okurlar. Ancak bugün bu tefsir işinin içinden çıkamayacağım, çünkü Mehmet Emin'in verdiği derin tefsir dersinde boğuldum. Yarına kadar düşünmeliyim. Ama bu kez pırıl pırıl düşüncelerimi buruşuk kâğıtlara sarmayacak, düşünür düşünmez hatmedeceğim, söz. Tamam Cevdet, yazıyı gönderiyorum, sakın ola içinden dır dır etmeyesin, bak orucun bozulur, ona göre!