Paris'te bir Amerikalı
Milliyet · 10 Aralık 2000
Bir an gözlerinizi kapayın ve yüzyıllık bentlerin zaptırapta aldığı, sularına tek bir toprak parçasının değmediği, ortasındaki mini mini iki adanın bile tümüyle taştan örüldüğü su yatağında, bir nehrin akışını düşünün. O nehir, Seine nehridir. Sanki Seine, Paris'i bir uçtan bir uca işaret ettikten sonra Okyanus'a değen ince uzun bir parmaktır ve üzerindeki köprüler, yüzükleri. O yüzüklerden biri Saint Michel köprüsüdür.
Saint Michel Köprüsü'nün sol yakasındaki birkaç kahveyi, lokantayı, turistik eşya mağazasını geçince, diğer yapılardan biraz daha geride, yıkılacakmış gibi duran, eski mi eski, köhne mi köhne, ama bir o kadar sevimli bir dükkanın önüne varır ve yeşil kepengin üstünde: "Shakespeare And Company" yazdığını görünce şaşırırsınız. Şaşırırsınız, çünkü bir Ingiliz tiyatrosuna yakışacak bu ad, Paris'te ne aramaktadır bir; içinde niye tiyatro değil de kitap "oynanmaktadır", iki.
Çünkü Shakespeare And Company, olağan bir kitabevi değildir. Bu dükkandan yalnızca kitap satın alınmaz, burada şiir yazılır, roman yazılır, kitap okunur, tartışılır; nefis bir Ingiliz dilberinin sunduğu çaylar içilir, "cake"ler yenir, eski halılarla kaplı kanapelere yan gelip yatılır, bazen uyuyakalınır. Ama tüm bu "cennet meyvaları", yalnız ve yalnız Amerikalılar'a, Ingilizler'e açıktır. Paris'i mesken tutan, şöyle bir uğrayıp geçen, uğrayınca ayrılamayan Anglosaksonlar'a.
Paris'in sahibi Fransızlar, Ali Baba'nın inini andıran bu harikalar dünyasını, soğukta ya da sıcakta, her ahval ve şeraitte nemli tutmayı başardıkları burunlarını camekana dayayıp dışardan seyreder, ya da içeri girip biraz dolandıktan, kitapları karıştırdıktan, belki birini aldıktan sonra çıkarlar.
Çünkü S&C, Ingiliz ve Amerikan edebiyatına adanmış bir kitap tapınağıdır. Doğum tarihi, 1919. Kurucusu, James Joyce'un Ulysses'ini ilk basan ve yalnızca Joyce'u değil, "Lost Generation" diye adlandırılan kayıp nesil yazarlarını dünya edebiyatına kazandıran ünlü feminist, fotoğrafçı ve sanatçı Sylvia Beach. Paris'te bir Amerikalı olarak yaşayan Sylvia, zaten yazar dostlarıyla birlikte ruh vermiş bu tapınağa. "Shakespeare And Company Dostları" adlı kitap kurtları gurubunda, Joyce, Hemingway, Valery, Gide, Fitzgerald, Ezra Pound, Henri Miller var. Paris'ten yola çıkıp evreni kucaklayan bu dev yazarlar, edebi ayinlerini burada yaparlarmış.
1951 yılında Paris'teki bir başka Amerikalı, George Whitman satın almış kitapçıyı. Whitman, Henry Miller'in "Kitapların harika dünyası" adını taktığı dükkanı tüm tarihi ve ruhuyla korumuş. Dükkan deyip geçmeyin. 1600'lü yıllarda bir manastır olan üç katlı binanın tamamı George Whitman ve kitaplarının. Manastır olduğu yıllarda, sokağın lambacısı da bu binada yaşarmış. Her gece çıkar ve mahallenin lambalarını yakarmış. S&C'nin kasasında oturan George Whitman da kendisini bir "lambacı" olarak tanımlıyor ve kitapların aydınlığını, mesleğinin soylu meşalesini yeni kuşakların söndürmeden taşımasını diliyor.
Shakespeare And Company'nin labirenti andıran odalarında, yerlerden göklere uzanan kitap rafları üstünde rengi solmuş, el yazısı etiketler geçen yüzyıldan kalma gibi. Orta odalardan birinde, suyu kurumuş eski bir kuyu var. Kitapçıya gelenler, bu kuyuya para atıyor. Amaç, George Whitman ölmeden 3 milyon Frank toplamak ve yanda, yine bir Amerikalıya ait binayı satın alıp S&C'nin "kurtarılmış bölge"sine katmak. George Whitman'ın kitap cennetinin en üst katında, yatak odaları var. Buraya Tumbleweed Hotel adını takmışlar. Yazarların gelip kalabileceği, çalışabileceği bir harikalar dünyası oteli. Tumbleweed Oteli, adını taşıdığı ağaç gibi, düşünceleri, yaşamları, rüzgarla dört bir yana savrulan yazarların sığınağı. Whitman, oteli mesken tutan sevimli hayaletler olduğunu da söylüyor: Walt Whitman, Anne Frank gibi.
Jerry Kilbride, yetmiş yaşında bir yazar. Tabii o da uzun yıllardır Parisli bir Amerikalı. Geçen pazar, geleneksel beş çayı oturumunda, son öyküsünü okudu S&C'nin müdavimlerine. Kendi başından geçen öykünün iki kahramanı Türk. Münih-Selanik arası bir tren yolculuğunu anlatıyor. Önce hiç hoşlanmadığı iki Türk, yolculuk sırasında onun hayatını kurtarmışlar. Kilbride, öyküyü ırkçı önyargıları kırmak için yazdığını söylüyor. Ve tüm ulusların önyargılı olduğu kanısında. S&C'nin en eski konuklarından olmasına karşın, hiç bir yerde resminin asılı olmayışından şikayetçi. Oysa Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac kitapçıya birkaç kez gelmiş ve fotoğrafı... mutfakta asılı!
Kitapların harika dünyasının bir duvarında: "Sakın garip görünen bir yabancıya kötü davranmayın. O kılık değiştirmiş bir melek olabilir" yazıyor. Gözüm arkada, ayaklarım geri geri giderek terkederken bu yeryüzü cennetini, George Whitman'ın nezleli sesini duyuyorum. Bir konuğuna: "Şu üstümdeki takım elbiseyi görüyor musun? 25 Frank'a aldım dostum, inanabiliyor musun, yalnızca 25 Frank'a!" diyor.
25 Frank, bizim paramızla 2,5 milyon lira eder, sevgili okurlar. George Whitman'ı melekler giydiriyor anlaşılan.
