Yaşlar ve başlar
Radikal · 16 Aralık 2000
Genç okurlarım bilmezler: Bir zamanlar İsmet İnönü diye bir adam vardı. İstiklal Savaşı kahramanı, paşaydı. Sonra politikacı oldu. CHP'nin başına geçti. Türkiye'ye çokpartili demokrasiyi o getirdi. Demokrasi geldi, demokrasi gitti, demokrat diye gelip diktatörleşen kimileri ipe gittiler. İnönü CHP'nin başında ve demokrat kaldı, iktidara gelip gitmeyi sürdürdü. Ben İnönü'yü genç olarak yalnızca fotoğraflarda gördüm. 1960'lı yıllardan öteye hep yaşlı bir adamdı İnönü. O sırada, bugün ağır işiten Bülent Ecevit ve ağır işiten Tansu Çiller'in taktığı görünmez kulaklıklar henüz icat edilmemişti. İnönü'nün duyabilmek için kullandığı kulaklık koskocaman bir aletti. Biz çocukların gözüne batardı. Muhalifleri arasında 'sağır'dı İnönü'nün lakabı. Derken iyice yaşlandı. Hâlâ CHP'nin başında ve dedikoduların bini bir paraydı. Söylentilerden biri, prostat olduğu, sık sık idrara çıkmak zorunda kaldığı ve hatta bazen, altına kaçırdığı yolundaydı. Tüm sağırlığına karşın, İsmet Paşa'nın bu dedikodudan haberi oldu. Bir koalisyon hükümetinin başındaydı o zaman. Bir gün Bakanlar Kurulu'nu topladı. "Ara vermeden çalışacağız," dedi ve toplantı tam sekiz saat sürdü. Zaman zaman bir bakan ayağa kalkıyor: "Efendim, müsaadenizle.." diye tuvalete gidiyordu doğal olarak. O geliyor, bir başkası gidiyor, toplantı aralıksız sürüyordu. Her bir hükümet işi görülüp de artık görülecek iş, bakanlarda da hal kalmayınca, İnönü: "Bugünlük bu kadar," dedi ve bakanlar tam dağılmak üzereyken: "Size bir sorum olacak," diye ekledi: "Toplantı sırasında benim yerimden kalkıp dışarı çıktığımı gören oldu mu?" Herkes, "Hayır," dedi tabii. İnönü gülümsedi: "Beyler, kimmiş acaba o prostat oldu dedikleri?"
İdrarını belki tutabiliyordu, ama gözünü açıp CHP'nin başında İnönü'yü gören benim kuşağım, yirmili yaşlarda artık aynı kulaklığı, aynı koca kulakları, aynı beyaz başı seyretmekten, giderek daha çok titreyen yaşlı sesi duymaktan gına getirmişti. Biz gençtik, Türkiye bizimdi ve: "Çekilsin köşesine artık bu yaşlı moruk, yerini gençlere bıraksın!" diye bağırıyorduk hepimiz. Çünkü yepyeni bir idolümüz vardı: Karaoğlan Ecevit. Mavi gömleği içinde zımba gibiydi, umudumuzu simgeliyordu. Ve genç Ecevit, bir CHP kurultayında İnönü'yü seçimle devirdi, parti başkanı oldu.
Aradan OTUZ YIL geçti, sevgili okurlar. Bugün Bülent Ecevit, yaşlandığı için yerini aldığı İsmet İnönü'den daha yaşlı! İnönü parti başkanlığı koltuğunda eskirken, yerine kapısının önünde 'Kapıkulları olmayacağız!' diye bağıran bir genç yetiştirmişti: Ecevit'i. Oysa artık ondan daha yaşlı olan Bülent Ecevit'in kapısı önünde, 'Kapıkulları olmayacağız!' diyebilecek kişilik ve haysiyette kim var partisi DSP'de? Kim Ecevit'in kapıkulluğunu yapmıyor ve Rahşan hanımcım, hangi çekip çeviremediği kulpu tutuyor kapıda? Daha da kötüsü, DSP'de: "Söyleyin var mı Ecevit'ten iyisi?" diye gerdan kırıp bel bükmeyen kim kaldı?
Ecevit, İnönü'nün yanında yetişmişti. Ecevit'in yapıştığı koltuğun dibinde ot bitmedi. Ve Türkiye'nin yaşam yorgunu bir başbakanı var. Zor yürüyor, sesi titriyor, kulağı duymuyor. Bu iş parayla değil, sırayla. Otuz yıl önce İsmet İnönü için ne söyleniyorsa, otuz yıl sonra Bülent Ecevit için de aynısı söyleniyor. Sağlıklıymış, hastaymış, aslında önemli değil. Rahşan hanımcım, "Sağlığında bir sorun yok, herkes yaşlanıyor, biz de öyle.." deyivermiş. İşin vahameti, bu tümcede gizli. Bülent bey ve Rahşan hanım, Türkiye'nin onlarla birlikte yaşlanmadığını, yaşlanmak zorunda olmadığını ve yaşlanamayacağını bile kavrayamıyorlar artık!
İki ihtiyarın, yok aftı, yok F tipi diye çözümden çok sorun ürettikleri bir Türkiye; bir ayağı çukurda olup zorla yaşatılan komünist liderlerin dönemindeki merhum SSCB'ye döndü. Taban kaynıyor, tavan donuk. Sonumuz aynı olmaz umarım.