Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Paryanın huyu, paranın suyu

Radikal · 17 Aralık 2000

Türkiye'de işadamlarıyla devlet adamları birbirini suçlarken; ülkemiz görülmemiş bir ekonomi darboğazına girmişken; örgütler üyelerini açlıktan öldürürken, polis polisi kovalarken, memur ayvayı yerken; çalışanlar işlerini yitirmek korkusuyla, işsizler soğuk ve açlıktan titrerken, TBMM Başbakan'ın hasta mı, sağ mı olduğunu tartışırken... Paris'te bir düğün yapıldı, sevgili okurlar. Ve görmemişin kızı ile görmemişin oğlu, görülmemiş bir şatafatla evlendiler. Gariptir, kızın babasının adı 'Ha' ile başlıyordu, oğlanın babasının da.

İkisinin işi de 'Ot'un ve arpanın bol olduğu bir işti anlaşılan, biri Oteller Kralı, diğeri Otoparklar Kralı diye biliniyordu cennet vatanımızda. Otelci Hayri Yazıcı'nın kızı Bahar, Otoparkçı Hasan Şer'in oğlu Ozan ile Paris'te tanışmamışlardı. Fransa'da yaşamamışlardı. Zaten Fransızca da bilmiyorlardı. Ama nedense, Paris'te nikâhlanıp, Paris'te gerdeğe girdiler. Düğün sahipleri, hiçbir masraftan kaçınmamıştı. İstanbul'dan Paris'e 150 kişilik özel uçak kaldırıldı. Dünyanın en ünlü ve seçkin Fransız yemekleriyle tanınan en pahalı lokantalarından Ledoyen'de 150 kişilik şölen hazırlandı ve dünyanın en lüks otellerinden Plaza Athenee'de 150 kişiye oda tutuldu.

Ancak böylesine bir görmemişlik gösterisi, daha düğün yapılmadan Türkiye'nin kriz geçiren yüreğine battı. Ve kamuoyunun ve basının tepkisinden korkan 150 davetliden yalnızca 66'sı gelmeyi göze aldı Paris'e. Ama rezervasyonlar yapılmıştı, düğün tarafı 66 konuğa 150 kişilik faturayı ödemek zorunda kaldı. Benim tahminim, üç güne yayılan düğün törenine en azından 280 milyar TL harcandı. Damat geline, İstanbul Akmerkez'den alınan 160 bin dolarlık bir tek taş pırlanta, yani 180 milyarlık bir yüzük taktı. Türkiye'de diktirilen gelinlik, Türkiye'den getirilen İbrahim Tatlıses, Fatih Ürek, 17 kişilik saz heyeti, gelin alayına eşlik eden iki kuaför ve 3 makyöze ne ücret ödendi bilmiyoruz, onlar da cabası.

Ve 1792 yılında kurulan Ledoyen Lokantası, Ledoyen olalı böyle mezalim görmedi, sevgili okurlar. Yüzyılların damıttığı bir damak kültürünün ürünü, Fransız mutfağının en seçkin örnekleri, emrinde 30 aşçı çalışan başaşçı Jacques Lesqueer'in her tabağı incelikle süslenmiş yemekleri, Türkiye'den getirilen rakılara meze yapıldı. Rayihalarını hissettirebilmek için sigara dumanına bile tahammülü olmayan en üst kaliteli şaraplar, şampanyalar, rakı ve ağır parfüm kokularına kurban edildi. Usule ve adaba alışık Fransız aşçılar, fenalıklar geçirdi. Garsonlar, bir yandan 150 kişi yerine 66 kişi gelmelerine rağmen yetişemedikleri bu garip topluluğa hizmet ederken, diğer yandan aşçıları ayıltmaya çalıştılar. Derken İbrahim Tatlıses ve Fatih Ürek sırayla sahne aldılar, Ledoyen göbek havası ve dümbelek sesleriyle çınlamaya başladı. Saat 23 sularıydı. O ana kadar, otel ve otopark krallarının tuttuğu 150 kişilik büyük salonun arkasında, iki katlı Ledoyen Lokantası'nın özel salonlarında birkaç Fransız sükûnetle yemeklerini yiyebiliyor, nefis bir caz orkestrasının çaldığı 'swing'leri dinleyebiliyor; Ledoyen'in klasik eğitimli aşçıları ve garsonları da onlarla teselli olabiliyordu. Ama İbo'yla Fati'nin çılgın nağmeleri ortalığı kaplayınca... Zavallı Fransızlar da yerlerinde duramadılar, bunca göbek havasına, dümbelek sesine karşı koyamadılar, arkalarına bakmadan kaçtılar.

Ama Ledoyen'in kaşarlı hizmetkârlarını ve Fransızların nağdanlığını yabana atmayınız. Altmış altı sonradan görme Türk davetli de Ledoyen'e fazla dayanamadı. Lokantanın kibirli görkemi altında ezilen düğün alayı zaten fazla coşamamıştı, davetliler saat 01.00 olmadan dağıldı. Plaza Athenee'deki ikinci menzile topluca varıldı. Devamı yarına.