Cinsel takas
Milliyet · 24 Aralık 2000
Sinema dünyasında seçkin, daha doğrusu seçkin olması istenilen film jeneriklerinde yeni bir takdim yöntemi izleniyor. Filmin gerek jenerik, gerekse afişlerine, yönetmen filanca diye yazmak yerine, "Bir Fişmekan filmi" formülü konuluyor. Ben de bugün sizlere, film gibi bir gerçeği, "Bir Kleopatra Klasiği"ni, yazılı sinema olarak anlatmaya çalışacağım. Kleopatra, Paris'te cinsel takas yapılan bir kulübün adı. Cinsel takas nedir derseniz, çiftlerin birlikte girip içerde eş değiştirdikleri, her türlü cinsel kurtlarını döktükten sonra, hiçbir şey olmamış gibi yine kol kola çıktıkları eylem olduğunu söyleyebilirim.
Filmimizin adı, "Kleopatra'da Bir Fetiş Gecesi". Yer, bir alışveriş merkezi. Ancak alışverişten anlaşılan, seks. Olağanüstü şık bir lokanta, bir bar ve iç gıcıklayıcı çamaşırlarla birlikte kamçı, çivili tasma, zincir, pranga gibi sadomazo aşkların vazgeçilmez aksesuvarlarını satan bir dükkan var içinde. Lokantanın koltuk ve perdeleri siyah kadife. Duvarlara eski Mısır süslemeleri, yerlere hiyeroglifler resmedilmiş. Lokantanın ortasında bir dans pisti, bir köşede kadın doğum doktorlarının muayene koltuklarına benzeyen çelik kollu sandalye duruyor. Bir başka köşede kafesler ve bilardo masasına benzeyen birkaç yatak, işlevlerini bekliyorlar. Arkada, gözlerden uzak iki oda var. Sahneye ilk giren kişi, muhteşem bir kadın. Kısacık, siyah lateksten etek giymiş. İri ve dolgun göğüsleri tümüyle açık. İki göğsünün iki ucuna birer halka takmış. Halkalara bağlı iki zincir, boynundaki kolyeye tutturulmuş. Muhteşem kadının adı, Bayan Meme. Yanındaki adam, arada bir, saçlarından tutup başını geriye çekiyor Bayan Meme'nin. Ve kadın, başıyla birlikte uçları çekilen göğüslerinin verdiği acıyla, inliyor ama...zevkten. İkinci aktörümüz, Paris'in en zengin iş adamlarından biri. Siyah deriden pantalonunun her yanından zincirler ve kamçılar sarkıyor. Omuzunda bir alet çantası asılı. Çantanın içinde neler olduğunu tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok. İki elinde ise, köpek kayışları tutuyor. Kayışların ucunda...tasmalara bağlanmış iki kadın (neyse ki ayakta) yürüyor kendisiyle birlikte. Çünkü üçüncü aktörümüz, don paça ve dört ayak üstünde yürüyerek giriyor lokantaya. Bu kez, tasma onun boynunda ve kayışın ucunu "sahibesi" tutuyor. Sahibe, köpek beye masaya oturması için emir veriyor. Zaten ilk iki aktörümüz ve görünüşte normal gibi çiftlerden oluşan diğer müşteriler de yerleşmişler masalara. Şampanyalar su gibi akıyor, lezzetli yemekler yeniyor ve gecenin konukları birbirleriyle tanışmak fırsatını buluyorlar.
Sonunda sıra, "eğlence"ye geliyor. Bir adam, kafese giriyor ve dört ayak üstünde, kendisine dayak atarak zevk verecek bir "sahibe" bekliyor. Bir kadın jinekolog koltuğuna oturup, bacaklarını açıyor. Acaba muayene mi olacak desem, yer pek uygun değil. Bir başka kadın, kendisini çarmıha gerdiriyor, kendi seçtiği işkencecisinin ustaca vurduğu kamçı darbeleri altında zevkle inliyor. Adam önce vuruyor, sonra vurduğu yeri okşuyor. Dans pistinde, bilardo masalarını andıran orta yataklarda ve arka odalarda, çiftler dağılmış, herkes herkesle sevişiyor. Çığlıklar, inleyişler, hırıltılar birbirine karışıyor.
Kadınlar arasında eşcinsellik kabul ediliyor, erkekler arasında asla. Eşcinsel takas kulüpleri de var, onlar başka. Oysa travestiler kabul ediliyor. Kadınlar jartiyer ve etekten oluşan bir üniforma giymek zorunda. Fakat külot yasak. Zaman kaybı […] kulüplerin kuralları var. Zor kullanılmıyor. Her şey rızayla. Tüm öneri ve girişimler, "Hayır!" denildiği yerde bitiyor.
Bu yazıyı okuyan düşmanlarımın, "Vay Mine buralara da gidiyormuş..." diye sırıttıklarını görür gibiyim. Ancak boşuna sevinmesinler. Ben buralara gitmem. Görmek isterim de, elimden bir kaza çıkar ya da midem bulanır, ortalığa kusarım, diye çekinirim. Anlattıklarımı, cinsel takas olgusu hakkında belgesel hazırlayan Kanada'lı bir televizyoncu dostumun tanıklığından ve çektiği filmden toparladım. Paris'te böyle onlarca kulüp var. Arkadaşım, belgeselinde seksologların düşüncelerine de başvurmuş. Söyledikleri ilginç: Fransa başkentinde ilk cinsel takas kulübü, 1945 yılında, yani İkinci Dünya Savaşı'nın hemen akabinde Versailles'da açılmış. İşin içinde, ölüm korkusuna karşı sınırsız cinsellikle meydan okumak gibi bir yaşam hırsı var. Bazı uzmanlar, çiftlerin partner değiştirerek "aldatmak" suçluluğundan ve "kıskançlık" duygusundan kurtulduğunu ileri sürüyor. Ancak bu […] olsa gerek. Seksologlar, bu tür kulüp müdavimi erkeklerin gizli "homoseksüel" olduğunu vurguluyorlar. Eşinin başka erkeklerle seviştiğini seyretmekten zevk alan bir adam, kendisini karısının yerine koyar ve bir süre sonra onun tattığı zevki arzulayarak biseksüel olurmuş, öyle diyorlar. Müdavim kadınlar ise, zaten biseksüel.
İşin ilginci, Paris'in bu garip kulüplerinde son yıllarda Türklere de rastlanıyormuş. Televizyoncu arkadaşım birkaç ünlü Türk'ün adını bile verdi, dilimin ucunda ama... Unutmaya çalışıyorum. Kiminin tasması, kiminin günahı boynuna!
