Üç bayram, bir cenaze
Radikal · 25 Aralık 2000
Yeni bir yüzyıl ve yeni bir binyıla giriyoruz. Ne gariptir ki sanki gaipten bir işaret ve üç tek tanrılı dinin bayramları, üçüncü binyılın başlangıcına denk geldi. Yahudiler Hanuka, Hıristiyanlar Noel ve Müslümanlar Ramazan bayramlarını birlikte kutluyorlar. Sanki tarih, "Yok aslında farkınız, birbirinizi yemeyiniz!" mesajı gönderiyor insanlığa. Ancak... Kimse dikkat etti mi bilmiyorum, bu olağanüstü birliktelik, ulvi gibi görünen buluşma, aslında Gregoryen takvimin bir 'azizliği'. Hz. İsa'nın doğumunu esas alan tarih. Ama ne aşırı dinci Yahudilerin ne de aşırı dinci Müslümanların değiştiremediği bir evrensel gerçek, dünya saatleri Hz. İsa'ya ayarlı ve en tutucular bile, üçüncü binyıla girdiğimizi kabullenmek zorunda. Çünkü onların tarihi başlattıkları bir 'doğuş' yok, esas aldıkları ay takvimi evrensel anlamda tutmadı, dünyevi işler güneşe göre dönüyor. Dolayısıyla üç dinin üçlü bayramı, Hz. İsa'nın kanatları altında kutlanıyor demek abartı sayılmaz. Bugünlerde İsa peygamber, hazır üç bayramı bir arada bulmuşken ve oradan buradan pırtlayan yalancı Mesih'lere sinirlenip bizzat geri gelecek olsa, duruma bakıp: "Yok aslında birbirimizden farkımız, ama biz egemen takvimiz..." demek hakkına sahip bence. Müslümanlar açısından bir sorun yok. Çünkü Hz. Muhammed ve İslamiyet, Hz.İsa'yı tanıyor. Ama tutucu Yahudiler, Hz. Musa'dan sonra geldiği için tanımadıkları ve Yahudi doğduğu için biraz da 'bölücü' kabul ettikleri İsa peygamberin verdiği bayram randevusuna gönülsüz icabet etseler gerek.
Naçiz yazarınız her üç dine de eşit mesafede, yani uzak durur, sevgili okurlar. Uğrunda kan dökülmediği ve zorla kabul ettirilmediği takdirde, hepsine saygılıdır. Ancak peygamberler arasında, din öğretisinden bağımsız bir değerlendirmeyle Hz. İsa'yı daha sevimli bulur. Bu beğeninin temelinde, fikir özgürlüğü gerçeği vardır. Hz. İsa hakkında özgün fikir yürütmek ne günahtır, ne de yasak. Hz. İsa fıkraları üretip yayımlamak da suç oluşturmaz.
Bu fıkralardan biri İkinci Dünya Savaşı'nı konu alır. Hazreti İsa, Gestapo tarafından işkenceyle öldürülüp cennete giren adamcağıza bakar bakar: "Siz daha çok çile çekmişsiniz" der. "Benim zamanımda bu haçın kuyrukları yoktu!"
Haç, İsa'dan önce de vardı. Beş bin yıllık icadından bu yana epeyce evrim geçirdi, sürü sepet türev verdi. Uçları sert kıvrıldı, gamalı oldu. Yumuşadı, yuvarlandı ve hilalleştiği oldu. Göbeği şişti, uçları sivrildi ve dört kollu NATO yıldızı, apolet yıldızı oldu. Ama bütün bu haç türevlerinin asli görevi asla değişmedi: İnsanoğlunu maddi ve manevi çarmıha germek. Yıldız, hilal ya da haç, daima ölümü içeren bir işlev gördüler ve belki yanılıyorum ama, Yahudilerin yıldızından kızıl yıldıza, Müslümanların üç hilalinden Hıristiyanların haçına, hepsi çarmıhtı aslında.
Tarih, çarmıhlarını boynunda, elinde ve alnında taşıyanların dövüşüdür, sevgili okurlar. Demokrasiler, kendi çarmıhları olmayan çarmıh türevlerini hapse tıktılar. Egemen çarmıha başkaldıranlar, başka bir çarmıhı bayrak diye salladılar. Hz. İsa yeniden dirilse ve üç büyük dinin bayramında şöyle bir baksa insanlığın haline, gönüllü gerildikleri çarmıhlara tapan bunca insana çok şaşardı.
Tüm dünya yurttaşlarının çarmıhlarından inerek kucaklaşacağı bir büyük bayram umudu diliyorum sizlere. Hepinize iyi bayramlar.