Hırlılar ve hırsızlar
Radikal · 27 Aralık 2000
Tarihin ilk sevimli hırsızı, kuşkusuz Robin Hood idi. Hırsızın sevimlisini sevimsizini, kamuoyu belirler. Hatta kamuoyu kamuoyu olalı, en doğru seçimlerini kendi temsilcilerini tayinden çok hırsızları tasnif babında yapmış ve oy verdiği politikacılar konusunda sık sık yanılırken, iyi hırsız ile kötü hırsızı asla aynı kefeye koymamıştır. Halkın gözünde iyi hırsız olmanın belli koşulları vardır. Hırsızın cinayet işlemeyeni tercih edilir, bir. Varsıldan çalıp yoksula dağıtanı sevilir, iki. Kadınsa güzel, erkekse yakışıklı; ama gözüpek, akrobat ve kendisini kovalayan kolluk kuvvetlerini madara edecek kadar alaycı zekâ sahibi olanı beğenilir, üç. Dünyada Arsen Lüpen, Türkiye'de Köroğlu, Egeli efeler, kamuoyunda rağbet gören sevimli hırsız örnekleridir. Edebiyat ve basın tarihi, bu tür hırsızların maceralarıyla doludur, çünkü konu tutan bir konudur, okuru boldur.
Ancak dikkatinizi çekti mi bilmiyorum, hemen tüm dünyada halkın sahiplendiği hırsızların sayısı azalıyor, sevgili okurlar. Hele Türkiye'de, tarihe karıştıkları söylenebilir. Oysa hırsızlık diz boyu, hırsız nüfusu hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Türkiye'de hırlı hırsızların soyu tükendi, çoğalanlar soysuz hırsızlar. Çünkü suçüstü yakalandıklarında bile hırsızlık mesleklerini, yani asıllarını inkâr ediyorlar. Kimi politikacıyım diyor, kimi işadamı, kimi bankacı. Her biri, tarihin en büyük soyguncusundan daha fazla soyuyor, gönlünde taht kuramadıkları halkın tepesinde oturuyorlar. Hatta kimi kez, halk tarafından temsilci seçildikleri bile oluyor. Dolayısıyla düzeni onlar koyuyor ve tayin ettikleri düzen korucuları, soysuz hırsızların önünde ceket iliklerken, çapsız, küçük hırsızların peşine düşüyorlar, çünkü soylu hırsız kalmadı.
Dünyada kibar ve cömert hırsızların belki de son örneği Yunanistan'da yaşıyor, sevgili okurlar. Adı, Samaras.
Samaras, maceraları dillerde dolaşan gerçek bir halk kahramanı. Yirmi yıla mahkûm olmuş, halen hapiste. Yunancanın en iyi yazarlarından Elias Petropulos, geçenlerde sivri dilli kalemini eline aldı ve basın özgürlüğü anlamına gelen Elefterotipia gazetesindeki sütununda yayımladığı açık mektupta, Yunan hükümetini Samaras'ı bağışlamaya çağırdı. Ben Yunanca bilmiyorum. Ama Elias Petropulos'u bilirim. Kolay beğenmez. Oysa Elias, Samaras'ın yalnız sevimli bir haydut değil, büyük bir yazar olduğunu söylüyor. Uzun yıllardan beri mektuplaşıyorlarmış ve hapishanede yazdığı kitapları Elias'a gönderiyormuş meğer Samaras. Polisi yıllarca peşinden koşturan hovarda soyguncu, hapishanede yazmaya başlamış. Dostum Elias'ı pek keyiflendiriyor bu durum. Çünkü kendisi de hapishanede pek çok eser vermiş bir 'siyasi'. 1970'li yıllarda 'adilerle' paylaştığı koğuş ve hücrelerde, içerdeki adilerin dışardaki adilerden daha soylu olduğuna karar vermiş. 'Halen Yunancayı en iyi biçimde kullanan yazar' diye tanımladığı haydut Samaras'ın maceralarına bayılıyor. Samaras, bugüne değin hiç silah kullanmamış ve bireyleri soymamış. Yalnız banka soyarmış. Bankalar da sigortalı olduğu için, sonuçta kimseye zararının dokunmadığını düşünen bir anarşistmiş. Bir gün, bir bankayı soyduktan sonra aldığı paralarla kaçarken, gözcü ve sürücü arkadaşı kapanmak üzere olan bir başka banka şubesini göstermiş, "Haydi şunu da..." deyip dalmışlar içeri. İçerde tek müşteri yaşlı bir kadıncağızmış. Kasayı boşaltan Samaras, "Sen ne arıyorsun burada?" demiş ihtiyarcığa. Kadının emekli maaşını almak için geldiğini öğrenince, bankadan aldığı paraların yarısını, zavallının naylon torbasına boca edip: "Haydi kaybol, sakın ortada görünme, kimseye de bir şey söyleme!" deyip salıvermiş. Bütün soygunlarının parasını yoksullara dağıtır, kadınlarla yermiş yakışıklı Samaras. Her sevgilisi için bir soygun yapar ve kırmızı bir araba alırmış. Yemek yediği restoranlar, içki içtiği meyhaneler ve yaşadığı kadınlardan hiçbiri ihbar etmediği için çok zor ele geçirilmiş. Muhteşem firarlar gerçekleştirmiş, firarları mahkûmlar tarafından gizlenebildiği kadar gizlenmiş, kaçtığı günlerce sonra ortaya çıkmış hep.
Elias'ın mektubu yayımlandıktan sonra, Samaras'ı Atina hapishanesine naklettiler. Bakalım bırakacaklar mı, bırakırlarsa akıllandı mı Elias'ın sevimli haydutu. Bütün bunları neden anlattım, bilmiyorum. Belki de Türkiye yazarları hapishanelere tıktığı, Yunanistan ise hapishaneye tıktığı haydutlardan yazar yetiştirdiği içindir.