Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Boğaziçi'ne tahkim!

Radikal · 29 Aralık 2000

Cennet ülkemizde sevgili okurlar; ölümsüz Türk devletini geçici olarak temsil eden fani Türklerin, en sevdikleri basmakalıp tamlamalardan biri, 'Devletin bekası...' tamlamasıdır. Ancak, ölümsüz devletin sürekliliğini çoğu kez kendi kalıcılıklarıyla ölçen kimi fani temsilcileri, akılsızlığın da bekasını sağlamışlar ve koca Türk devletinin bekasını bazen, iktidar ve hükümetlerin kuşaktan kuşağa geçen yeteneksizlik bakiyesi sanmışlardır. Türk devletinin sürekliliğinde; zaman zaman akıl almaz, mantığa sığmaz, hatta kötü niyetli kararların da vaki olmakla kalmayıp baki olması, işte bu yanlış yönetim mirası, 'bakiyenin bekası...'dır. Bu bakiye, Türkiye'nin tarihini, coğrafyasını sahiplenir ve geleceğinin de kendisine ait olduğuna inanır. Bir bakiye birikintisinden ibaret olduğunu unutur ve hepimize ait ülke coğrafyasını, kendi küçücük beyni, çapsız kafasıyla biçimlendirmeye kalkar.

Oysa dünyanın hiçbir ülkesi, Türkiye coğrafyası kadar güzel değildir. Dünyanın hiçbir ülkesi, iki kıta'yı iki görkemli boğazla ayıran bir özgünlük sahibi değildir. Oysa Türkiye'de, sözünü ettiğim bakiye kafası, devletin uyurgezerliği ve belediyelerin üçkâğıtçılığıyla o boğazlardan en muhteşemini, dünyanın en harika su yolunu mahvetti. Ve hazır olun, sevgili okurlar, İstanbul Boğaziçi'nin katli bitmedi, bu güzelim beldeye ölümcül darbeyi indirmeye, SON cinayeti işlemeye hazırlanıyorlar: İstanbul Boğazı'ndan geçen gemilerin, sözümona trafik denetimi sağlamak üzere, Boğaziçi'nin iki yakasına 9 tane beton ucube, her biri EN AZ otuz metre yüksekliğinde ve tabanı dört, tavanı 15 metrekarelik gözetim kuleleri dikmeye hazırlanıyorlar. Hem de nerelere: Üsküdar Meydanı'nda, Rumi Mehmet Paşa, Yeni Valide, Şemsi Ahmet Paşa ve Bedesten'in oluşturduğu tarihi mekânın tam ortasına. Kanlıca'daki tarihi İsmail Ağa Kahvesi'nin önüne. Kandilli burnundaki tarihi Edip Efendi yalısının ense köküne. Ahırkapı Feneri'nin yanına ve fenerden daha yüksek olmacasına. İstinye koyuna, vb...

Dünyanın en güzel su yolunun 'işini' bitirmek için, Başbakanlığa bağlı Denizcilik Müsteşarlığı'nın yürütümünde bir sofra, pardon 'çalışma masası' kurulmuş. Sessiz sedasız ve şıpınişi, 9 ucube beton yığınının projesi, teknik donatım ve 'HİZMET' alımı, tam 20 milyon 407 bin dolara, kime dersiniz? Elbette Amerikan LOCKHEED MARTİN OVERSEAS CO. firmasına ihale edilivermiş! Peki Amerikan şirketinin Türkiye'deki sözcüsü kim? Ankara'da yaptığı heyula kule ile pek övünüp, betonunu İstanbul Boğazı'na da atmak isteyen 'megalo' mimar Ragıp BULUÇ. Ancak, projenin korkunçluğunu görünce dehşete kapılan Kültür Bakanlığı İstanbul Üç Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü, kumpasa onay vermemiş ve projenin doğru bir proje olup olmadığını tespit için, Dz. K. K. Seyir ve Hidrografi Dairesi, İTÜ, ODTÜ Elektronik Mühendisliği Bölümü, TÜBİTAK-BİLTEN gibi uzman kuruluşlardan görüş talep etmiş. Açıkgöz Denizcilik Müsteşarlığı, "Böyle uzmanlardan bilgi istemenize gerek yok, biz size bilgi veririz..." diye yanıtladığı kurulun projeye direncini yenemeyeceğini anlayınca ne yapmış? Devlet Bakanı Rüştü Kazım Yücelen'in hakemliğinde, 1938 tarih ve 3533 sayılı kanunun Bakanlar Kurulu'na verdiği yetkiye dayanarak, 2863 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun projeyi engelleyen maddelerinin yok sayılmasına, dolayısıyla koruma kurulunun onayı alınmaksızın kule inşaatlarının yapılabileceğine karar alıvermiş.

Aslında hakem bakanın böyle karar yetkisi yok.

Ama ne gam. Devlet ilk kez yasa delmiyor ki.

Denizcilik Müsteşarlığı, halen Bayındırlık ve İskân Bakanlığı eliyle, 9 kulenin inşaatını ihaleye çıkarmaya hazırlanıyor. Belki de sessiz sedasız ve şıpınişi, çıkarıp vermiştir bile. Yapılan, tümüyle usulsüz. İdari mahkeme, projeyi de, inşaatı da iptal edebilir. Ancak, bakiye kafa biliyor ki, mahkeme sonuçlanana kadar

o heyulalar dikilir, dikilince de yıkılmaz!

Türkiye'de kimse, İstanbul Boğazı trafiği denetlenmesin demiyor. Böyle bir denetim gerektiğini hepimiz biliyoruz. Ancak, devletin bir Amerikan şirketine peşkeş çektiği beton radar kuleleri, yarım yüzyıl önce kullanılan eski bir teknoloji. Çok daha etkili ve maliyeti çok daha ucuz bir denetim, Boğaziçi'ndeki 30 metreden yüksek binaların tepesine yerleştirilecek uydu sistemiyle sağlanabilecekken, niçin ucube kuleler dikiliyor? Niçin uydu yerine radar kullanılıyor? Bu proje ihalesinde, acaba Montreux Antlaşması gündeme gelmesin diye ABD'ye atılan bir kemik mi var? Yoksa, ABD'nin Moskova'ya verdiği: "Merak etme ben senin tankerlerini Boğaz'dan geçiririm..." sözü mü yerine getiriliyor Türkiye tarafından? Yurtsever olmak, o yurdun güzelliğine de korumak ve iki buçuk bakiyenin her dediğini yutmamaktır.

Sayın Kültür Bakanı İstemihan Talay'ı göreve çağırıyorum: Boğaziçi'ne ve kendi koruma kurulunuza sahip çıkın lütfen! İstanbul Boğazı'ndaki deniz trafiği, o güzelim kıyıları dokuz beton yığınına daha kurban etmeden, daha akılcı, daha modern, daha etkili ve çok daha ucuz bir teknolojiyle denetlenmelidir!

Başka türlüsü, vatana ihanetin bakiyesi olur.